Macbeth’in kendi var adı yok felaketi


Macbeth, Shakespeare’in gerçek kötülerine yaklaşıyor. Onlar gibi, o da bir kurban. Üç kere. 

İlk olarak, geleceği bilen, kötülüğü sisli havaya karıştıran, androjen (sakallı kadınlar), çoğul (üçü bir arada) ve yarım ağızlı (imperfect) cadıların kurbanı. Toplumun her istikrarlı yaşam biçimine darbe vurmak için var olan, zamanı ve mekanı oyuncak etmiş üç bedende tek şey, kendi var adı yok bir iş yapan üç kardeş cadı, Macbeth’e gelecekten haber vererek onu ümitlendirirler. Hem geleceği kontrol eder, ham haber verir bunlar. “İyi demek kötü demek, kötü demek iyi demek / Sisli puslu havalarda kanatlanıp uçmak gerek.” Doğaya işte böyle müdahale ederler. İlk kehanetleri ortaya çıkıp da Macbeth Cawdor Beyi olunca balı ağzına çaldılar bir kere. Artık bir sonraki kehanetin nasıl gerçekleşeceğinin, nasıl kral olacağının peşine düşen Macbeth, kendi düşüncelerinden korkmaya başlar: İnsanın düşündükleri / Gördüklerinden daha korkunç olurmuş meğer. / Adam öldürmek bir kuruntu henüz kafamda / … /Olmayan bir şey, olandan daha çok sarsıyor beni: / Tek o kalıyor orada, o olmayan şey!

 Böylece cadılar onun içine tehlikeli hırs tohumlarını eker baştan. 

Şimdi o kehanetin gerçekleşmesini beklerken, onu bekleyen başka bir kehanet daha var: Lady Macbeth. İkisinin evliliği, Shakespeare’in tüm evlilikleri arasında en mutlu evliliktir. Macbeth ailesinde dinamikler biraz farklıdır ama. Bir savaşçı, kahraman da olsa asil Macbeth, Lady Macbeth bazı şeylerin eksikliğini yaşadığını bilir: Cawdor beyi dediler, oldun; öbür dediklerini de olursun… Ama tabiatına güvenim yok; fazla insan sütü emmişsin, en kestirme yoldan gidecek yürek yok sende. 

Doğru zamanda ve doğru yerde olduğuna inanan Hanım Efendi, Macbeth’in cadılar tarafından üflenmemiş ikinci kulağına üfler. Kadınlığını aşar, cinsiyetsiz, vahşi, kana susamış bir şey olduğunu gösterir herkese. Tıpkı cadılar gibi. Toplumun doğal düzenini, kadınlığı, anneliği yok ediverir. Macbeth’in aklına girer.

Nihayetinde Kralı öldürüp Kral olur Macbeth ama kendi demişti ya, mesele Kral olmakta değil, öyle kalmakta! Önce bilinç her ikisini de avucunun içine alır. Macbeth her yerde felaket tellalı halüsinasyonlar görür. Uçuşan kargalar, yükselen sular. Kralı öldürmeye karar verdiğinde gördüğü hançer hepsinin habercisiydi. Bilinçli işlenen suçun bilinçsiz çekilen vicdan azabı sadece onu değil Lady Macbeth’i de yakalar. Bana kalırsa oyunun en nefes kesici yeri burası. Lady Macbeth, uyku uyuyamaz, Macbeth uykuyu öldürmüştü çünkü, o da bilinçaltının esiri olur ve uykusunda konuşur: Çık elimden, korkunç leke, çık diyorum sana! / Bir ihtiyardan bu kadar kan akacağı kimin aklına gelirdi? Kralın kanı ellerinden asla çıkmayacaktır, Macbeth’in onu öldürdüğünde tahmin ettiği gibi: Kral Poseidon’un bütün denizleri / Yıkayabilir mi bu elleri? Yıkayamaz! / Ellerim kana boyar denizleri, / Kızıla çevirir sonsuz yeşil dalgaları.

Macbeth ailesi böylece nihayetinde bilinçlerinin kurbanı olurlar. Cadılar kazanır.

Macbeth’in kötülüğüne gölge düşürüyor kurban oluşu. Shakespeare’de iyi veya kötü, genç veya yaşlı, bilge ya da cahil yoktur hiçbir zaman. Herkes ve her şey, onlara karşı hissettiğimiz ama bir türlü anlayamadığımız sempatinin içinde yüzer. Sahnedeki kötü kim, suçlu kim, hiç cevabı yok bu sorunun. Macbeth de işlediği tüm suçlara rağmen gözümüzde böyle bir yerde durmuyor mu?

Onu sadece ve sadece iradesine hakim olamamış, fazla meraklı ve gaza gelen herkes kadar suçlu buluyorum. Dahası değil. Shakespeare de bunu istiyor. Öldürme eylemini iteklemelerle gerçekleştirir, bir kere bile öldürmek kelimesini kullanamaz. İş, şey, yapacağım şey, der sadece. “If it were done when ’tis done, then ’twere well / It were done quickly” Bu harika tekerleme, 1. perdenin 7. sahnesinde şöyle: Yapmakla olup bitseydi bu iş, / Hemen yapardım, olup biterdi.


Özne olmaktan her zaman uzak Macbeth. Doğanın düzenini bozan güçlerin kurbanı Macbeth. Uykuyu öldüren, elleri kanlı Macbeth.

CADILAR
Tekir kedi tam üç kez miyavladı
Kirpi üç kez fısladı, bir kez tısladı,
Guguk kuşu: Vakittir vakit, dedi.
Acı üstüne acı, kan üstüne kan,
Kayna kazanım kayna, yan ateşim yan.

Not: Vakti ve ilgisi olan herkese Denzel Washington’ı Macbeth olarak izlemelerini şiddetle, tüm kalbimle, ısrarla, tüm gücümle öneriyorum.

Yorum bırakın