Romeo ve Juliet: Ünlü Bir Nefret Masalı

Romeo ve Juliet, aşkın ifade ediliş biçimleri bakımından Batı Edebiyatında bir dönüm noktası olup gelecek için yol haritası çizmesine rağmen ona basitçe bir aşk hikayesi demek, kurgunun ve inşasının tüm yönlerini hafife almak olacak. Anlatının temel amacı bir toplumda nefretin ve şiddetin yayılması, bu ikilinin aşk kadar güçlü bir duyguyu dahi yenebilmesini göstermektir. Verona’daki nefretin boyutunu anlatmak için Shakespeare ona aile ya da taht kavgasını değil de aşkı yenik düşürmeyi seçerek bu ebedi zehrin getirdiklerini ve götürdüklerini sahneliyor. 

Shakespeare’in aşkı seçmesi oldukça manidardır. Verona’da nefret öyle bir boyut almıştır ki insan canının, onurunun hiçbir ederi kalmamıştır. Hemen ilk koroda öğreniriz bunu: yurttaş kanı yurttaş elini lekeler. Burada ‘civil’ kelimesiyle bir oyun oynar Shakespeare. Yurttaş anlamına gelen kelimenin bir diğer anlamı da medeni. Verona yurttaşları sıradan yurttaşlar değildir, belli bir kültür ve refah seviyesinde olan medeni bir üst toplumdur. Buna rağmen öfke, nefret ve şiddet hepsini esir almıştır. Koro, oyunun gidişatını ve sonunu bizlere haber verir. Anlatı, kesinkes ölümle sonuçlanacaktır.

Romeo ve Juliet’ten sonra, hatta onlar kadar, hatta onlardan daha da önemli olan Dadı ve Mercutio’ya değinmek gerek. Romeo ve Juliet aşkı taşırken Dadı ve Mercutio gerçeği taşır oyun boyunca. Mercutio, Bloom’a göre sahne hırsızı, onu izlerken felaketi bekleyişimizi kamçılar. Bu yüzden oyunun en sevilen karakteridir çoğunlukla. Aşkı mükemmel bir şekilde alaya almasına rağmen bu aşk uğruna ölen ilk kişi olur. Hem de aşktan haberi bile olmadan. Bloom, Dryden’dan ünlü bir anlatıyı da aktarıyor: “Shakespeare, Mercutio’yu öldürmek zorunda kaldığını söylemiştir, Mercutio oyunu da Shakespeare’i de öldürecekti yoksa.” Dadı’nın rolü ise çok daha karanlıktır. İki tarafa taşıdığı mektuplar ve evliliği hızlandırmasıyla kaçınılmaz trajik sonu da hızlandırır.

İşte Batı Edebiyatının aşka dair en büyük eseri, anlamsız bir kavga sahnesiyle başlar. Montague ve Capulet ailesinin uşakları sokak ortasında kavga ediyordur. Sebep bilinmez. Ancak her şey çok hızlı gelişir, hemen kılıçlar çekilir ve oracıkta birileri ölür. İşte birkaç dakika olmadı bile ve sahnede kan var. Bu, iki ailenin yıllardır süren kavgasının alışılmış bir yanı olacak ki prens sahneye geldiğinde üç keredir bu kavganın topluma zarar verdiğini söyler. Biz okuyucular, Shakespeare’in izleyicileri, bu kavganın sebebini ve önceki üç kıyameti öğrenemeyiz. Ancak prensin tehdidi, bu kavganın muhtemel bir damlasının bardağı taşıracak olduğunu açık ederken, bize de o son damlanın taşışına şahit olacağımızı işaret eder. İşte vadedilen kaos sahnede ve kan menziline vardı bile. 

Romeo’yu ilk gördüğümüzde, Rosaline’e aşıktır. Rosaline ise oyunda hiç görünmeyen, maşuk olmasına rağmen adı dahi çok geçmeyen bir karakter. Çünkü bir işlevi var, işlevi, Romeo’nun Juliet’ten önce aşkı yalnızca performatif klişelerle tattığını göstermek, Juliet’i gördükten sonra aşkının ve kendisinin nasıl evrildiğini izletmektir. Romeo, Rosaline’den bahsederken sürekli Petrarkan, zıtlaşan, klasik, fiziksel övgülere dayanan klişeler kullanır. Ahlar vahlar çeker, kendini sağa sola atar. Bir yandan komik durumda olması, Shakespeare’in onunla alay ettiğini hissettirir izleyiciye. Onun basit ve çocukça aşkıyla alay ettiğini. Çünkü Romeo aslında Rosaline’e değil aşkın kendisine aşıktır. Aşk onu çoktan bulmuştur o ise maşukunu aramaktadır. Sone 130’u hatırlamamak mümkün değil! Güzelliği ve aşkı toplumdan nasıl da kurtarmıştı orada Shakespeare. Kimsenin güzelliği on para etmez nihayetinde aşk olmasa. 

Romeo’nun arkadaşları eğlencesine düşkün neşeli delikanlılardır. Aşka inanmazlar ve kılıçları kınında durmaz. Romeo’ya aşkın çaresi olarak başka kadınlara bakmasını tavsiye eder Benvolio ve Mercutio. Fakat ileride ikisi de habersizce Romeo’nun bu gizemli ve ivmeli aşkının kurbanları olacaklar.

Romeo’dan sonra Juliet’in aşk hakkındaki fikrini görürüz. Onun aşkı da Romeo gibi sonradan değişecektir. Capuletlerin ilk sahnesi, Julietin evliliğini tartmakla başlar. onun henüz çocuk olduğunu düşünürler. Fakat biz Juliet’in son derece makul, aşka meyilli ve kurnaz olduğunu öğreneceğiz. Paris ile evlenmesini isteyen ailesine ilginç bir cevap verecektir: sevmek için bakarım, bakmak sevgiyi getirirse. Juliet aşkın vakitle, kademeli doğacağına inanmaktadır. Yine de söylemindeki getirir ise ifadesi onun içten içe şüphesini açık ediyor. 

Romeo’yu tekrar gördüğümüzde sevgili Mercutio, onun aşık halleriyle dalga geçerken bize Kraliçe Mab monologunu bahşeder.

“R: bir düş gördüm dün gece

M: ben de gördüm

R: senin gördüğün neydi

M: düş görenlerin çoğu kez yalan söylediğiydi

R: uyurken hep gerçek olanlar görülür düşte

M: kraliçe mab ziyaret etmiş seni öyleyse.”

Kraliçe Mab, Kelt Mitolojisinden alınarak, Mercutio tarafından rüyaların getiricisi olarak anlatılır. Romeo’nun bu haliyle dalga geçmektedir Mercutio. Oyundaki talihsiz son cümlesine kadar da devam edecek.

Birinci perdenin ve tüm oyunun en önemli ilk sahnesini izleriz böylece. Romeo ve yandaşları, Capuletlerin maskeli balosuna girdiğinde Romeo, Juliet’i görür ve vurulur. 

“parıldamayı öğretiyor tüm meşalelere, 
bir habeşin kulağındaki küpe gibi,
asılmış gecenin yanağına sanki.”

Oyun boyunca Juliet, her zaman ışıkla, gökyüzüyle, yıldızlarla, galaksilerle benzeşecek. Romeo’nun Rosaline’den kopuşunu anlatan dizeler, onun yüzeysel dilinden uzaklaşıp eşsiz betimlemelerle eşsiz bir aşka düşüşünü anlatır. Dil, aşkın evrimini gösteren somut bir şeye dönüşür.

Fakat sahnede daha ilginç olan bence ilk bakışta aşkın hepimizi etkileyen büyüsü veya Romeo’nun aşka gelerek bir teşbih ustasına dönüşmesi değil. Hemen sonrası. Romeo, Juliet ile ilgili ilk izlenimini tüm duygusallığıyla seyirciye aktarır aktarmaz Capuletlerden Tybalt onu tanır ve uşaklara seslenir: getirin kılıcımı! 

İlk bakış, anlam verilemeyen vurucu aşk, gözler önünde derhal şiddete ve ölüme meyleder. henüz Romeo Juliet’e bakakalmışken bir kılıç çekildi bile. son ana kadar kınına geri girmemek üzere hem de.

Buna rağmen ortalık sakinleştirilir, Romeo ve Juliet karşılaşır ve dans eder, bir öpücüğü paylaşırlar. 

R: işte, senin dudaklarınla dudaklarım arındı

J: öyleyse şimdi günah dudaklarımda kaldı

Juliet’in Romeo’ya olan ilgisi de aşikar olur. 

hemen ayrılınca ikisi de muhatabını kim olduğunu öğrenir

R: düşmanıma borçluyum demek ki yaşamımı

J: biricik aşkım biricik nefretimden doğdu.

Birinci perde böylece biterken, Verona’daki nefretin yankısına hakim olmakla kalmadık. Romeo ve Juliet’in aşka dair fikirlerini ve davranışlarının, düşlerinin de sesini duyduk. Toplum engeline takılacak olan aşkın, komik kavgalar ve dostane diyalogların trajik bir sona doğru ilerlemesinin önünde duramayacağımızı anladık. Ancak Shakespeare, bize aşkın tadını tattırdı, ve umutlandık.

İkinci perde, olacak her şeyi bilmemize rağmen içimizdeki umudu besleyerek başlar. 

“romeo yeniden sever, bu kez sevilir de
ama sevgi güç verir, zamansa imkan,
büyük engellerde bulur büyük hazzı insan.

Romeo’nun Juliet’in balkonunun altında söylediği sözler, onu göksel bir unsur olarak betimlemekle devam eder. 

evet, orası doğu. Juliet de güneş.

Yıldızlar Juliet’i kıskanır, ondan ışık ister, Juliet gözleri kör eder, o balkona çıkınca kuşlar sabah oldu sanır. Ve oyunun en ünlü sözcükleri iki aşığın dilinden dökülür.

“ah Romeo Romeo, neden Romeosun sen? 
inkar et babanı, adını yadsı.
adın ne değeri var, şu gülün adı değişse bile,
kokmaz mı aynı güzellikte?”

Aşk, toplumun en temel taşı olan aileyi aşıp geçmelidir Juliete göre. Evliliğin aşktan uzak, tamamen aile dizilimine çıkarcı bir katkı olarak görüldüğü Orta Çağ Avrupası toplumunda Juliet’in bu fikirleri saçmalıktan ibarettir. Onun bu korkunç isteği, kendisini ilk gördüğümüzdeki akil haliyle de oldukça zıttır. Aşkın Julieti değiştirmesi sandığımızdan çok hızlı gerçekleşti. Romeo da ondan farklı değildir. cesurdur.

“sevgilim de ki vaftiz olayım yeniden,
Romeo değilim bundan böyle ben.”

Bu konuşmanın sonunda derhal bir nikah kıyılmasına karar verirler. Kimsenin haberi olmadan, kimseden korkmadan. Romeo, Rahip Lawrence’a gittiğinde Rahibin ettiği dua da habercidir.

“şu minik çiçeğin taze filizlerinde
zehir de var, iyileştiren özler de.”

Rahip, sonraki sahnelerde Juliet’e vereceği zehri ilk önce izleyiciye verir. Nikahı kıymayı kabul eder, Juliet’e haber gider, iki aşık Rahibin hücresinde buluşunca Rahip duasını ederken yine de ağzından kaçırıverir onların sonunu:

“şiddetle başlayan hazlar şiddetle son bulurlar,
ölümleri olur zaferleri
öpüşürken yok olan ateşle barut gibi.”

Tüm bu uyarılara rağmen nikah kıyılır çünkü seyirci gibi Lawrence’ın da umudu vardır. Bu evliliğin Verona’daki nefreti ve iki aile arasındaki davayı bitireceğine inanır. Rolü ümitvardır.

Üçüncü perde bizi karanlık ve kahredici bir sona götürecek, aşkın şiddete galip gelememesini anlatacak. 

Benvolio açar perdeyi:

hava sıcak. /
the day is hot.

Sıcaklık, gelmekte olan hareketi, akacak olan sıcak kanı haber veriyor erkenden. Hamlet’te de soğuk aynı felaket tellallığı işlevini göreceğiz. Shakespeare epey seviyor meteoroloji ve insan ruhu arasındaki karşılıklı etkileşimi. Tybalt, Juliet’in kuzeni, Capuletlerin en erkeği, fevri bir kavga makinesi; Romeo ve Juliet’in arasında olanları duymuş, Romeo’ya kılıç çekmeye gelmiştir. Ancak Romeo ona karşılık vermez. Çünkü Juliet ile evlenecektir. Romeo için iki aile arasındaki ebedi kavganın bitmiştir. Onun Juliete olan bağlılığı, nefretini yok edebilmiştir. Tybalt’a saldırmaması ise Juliet’ten haberi dahi olmayan cesur Mercutio’yu rahatsız eder. Romeo yerine Tybalt’a saldırır, olan olur ve Mercutio ironik bir ölümle ölürken beddua eder:

“iki ailenin de tanrı belasını versin!
yem yaptılar beni böceklere

vuruldum, hem de derin –
iki ailenin de!”

Bedduası anında kabul edilmiştir.

Mercutionun ölümü, Romeo’ya erkekliğini sorgulatır. Maskülenitenin kılıç ve katil ile özdeşleştiği Verona’da Romeo da Juliet’in aşkının onu kadınlaştırdığından yakınır, erkekliğini geri kazanmak umuduyla Tybalt’ı öldürür. Aşk, erkeğin sözde doğasını bozarak onu kadınlaştıran, kadının sözde doğasını bozarak onu kurnazlaştıran bir şey olarak sergilenir. Romeo da içindeki Verona’dan kurtulamaz yani.

Artık hiçbir şeyin geri dönüşü olmayacaktır. Verona’nın nefreti, Romeo’yu da oyuncağı haline getirivermiştir bir anlığına. Ancak bunun bedelini herkes canıyla ya da canından bir parçayla ödeyecektir.

Dadı, Tybalt’ın ölümü haberiyle sarsılırken Romeo’ya hakaret eder ancak Juliet onu engeller. 

D: kuzenini öldüren adamı iyi mi anacaksın?
J: kocam olan adamı kötü mü anayım?

Romeo’nun çıldırıp Tybalt’ı öldürmeden önce kavga etmeyi reddederkenki sadakati, aynı şekilde Juliet’te de görünür olur böylece. 

Romeo suçu ortaya çıkınca sürgünle cezalandırılır ancak saklanmayı başarır. Juliet ile geçirdikleri gecenin sabahı, Shakespeare’in Juliet’inin yarattığı dil algısını gördüğümüz bir sahne. Sabah olur ve sabahın habercisi tarlakuşu öter. Romeo artık gitmelidir. Fakat Juliet, kendi kulaklarıyla duyduğu bu sesi reddeder: bülbüldü, tarlakuşu değil! Bu inkar edilemez sesi kabul etmez, değiştirmeye, Romeo ile daha çok vakit geçirmeye niyet eder. Doğal ve reddedilmez olanı yani hem kuşun sesini ve sabahı hem de Romeonun gitmesi gerektiği gerçeğini reddeder. Fakat başaramaz. Aşıkları ayıran kuş sesi, ayrılmanın doğanın bir kanunu olduğunu anlatır bize.

Trajik sona yaklaştıkça diyaloglar monologlara döner. Juliet, Paris, Lady Capulet ve Romeo çaresizce bir çıkış noktası arar. Hepsi artık isteklerinin gerçekleşmesini ve bu çalkantılı sürecin bitmesini ister. Lady Capulet, Juliet’e Paris ile evleneceğini kesin olarak söyler artık. Juliet Rahip Lawrence’a yakınır. Hançerini sahneye koyar, kendini öldürecektir. Rahip Lawrence, tam bu anda, ilginç bir ikileme düşer. Juliet’e onu yalancıktan öldürecek bir iksir verir. Bir din adamı olarak yalan söylemek, onun yapacağı son şey bile olmamalıdır ama herkes gibi Lawrence’ın da nedenleri vardı. Bu evliliğin Verona’yı şiddet çarkından kurtaracağını düşünür. Daha iyi bir şeye yol açacağına olan inancı, onu bu oyuna ve yalana sürükler. Sebepleri doğru olsa da yaptığı şey etik değildir elbette, hatta nihayetinde oyun istenen sonucu vermeyecek ama ironik bir şekilde Lawrence’ın amacı gerçekleşecek ve Verona “dinginleşecektir”.

“Romeo, Romeo, Romeo! işte! sana içiyorum.”

Romeoya tam üç kere seslenerek, hiçbirinde cevap almayarak, içme eylemindeki tam iradesini ve kavuşma niyetini belirterek Juliet ilacı içer. Juliet’i ölü halde bulan Dadı ve ailesi bir yasa sürüklense de yalnızca Dadı’nın duygularını samimi buluruz. Çünkü onu ailesinden ve Romeo’dan daha iyi tanıyan, gerçekten tanıyan tek kişi odur. Shakespeare, burada sahneye komik bir müzikal an ekler. Ölü Juliet’in yanıbaşında bir müzisyen bir şarkı çalar. Oldukça komik ve anlamsız olan bu sahne aslında bir mesaj verir: tıpkı ölünün başında çalan bir şarkı gibi, capulet ailesinin yası da sahte, yersiz, anlamsız ve komiktir.

Romeo, Juliet’in ölüm haberini alınca oyunun başına, ilk karşılaştıkları sahneye ve Juliet’in gözlerine döner:
reddediyorum yıldızları!

Kendi canına kıyarak Juliet’e katılmaya anında karar verir, bir zehir satın alır ve Juliet’in yanına yola çıkar. Bu esnada Juliet’in uyanmasına çok az kalmıştır, Rahip Lawrence da yoldadır. Ancak Romeo’ya yetişemez. Yetişmemelidir, çünkü o yetişirse her şey güzel olacaktır. Shakespeare buna izin vermez.

Juliet’in yanında Paris’i gören Romeo onu derhal öldürür, sonra Juliet’i öperek zehri içer, ve “bir öpücükle ölür öylece.” Fakat ne yazık ki oyun burada bitmez. Ne yazık ki Juliet uyanır. Uyanır uyanmaz Romeo’sunun nerede olduğunu sorar, fakat gözleriyle görür onu. İlk tanıştıkları ana döner, Romeo’yu öper. Böylece öpücük, hem aşkın hem de ölümün üzerinde karar kıldığı bir jest haline gelerek işlevini tamamlar. Juliet, Romeo’nun hançerini alır ve göğsüne saplar beklemeden.

Dehşet dolu sahneye gelenler sıra sıra dizilmiş ölüleri görürler. Dirilip ölen Juliet, kaçak Romeo ve zavallı Paris’in başında, ilk sahnesinde bu korkunç anı bize bildirmiş olan prens, son sözleri söyleyerek sahneyi kapatır: 

hüzünlü bir barış bu sabahın getirdiği,
güneş kederinden göstermiyor yüzünü.
gidelim, uzunca konuşalım bu üzücü şeyleri,
kimi bağışlanacak, cezalanacak kimi.


daha acıklı bir öykü yoktur, bunu böyle bilin
öyküsünden talihsiz Romeo ve Juliet’in

Yorum bırakın