Çok heyecanlıyım, Oğuzname’yi ilk gördüğümde de kalbim hızlanmıştı. İşte okulda Hesiod’u, İlyada’yı, Beowolf’u okurken hissettiğim o burukluk artık bana çok yakındı. Birkaç ay sonra nasip oldu kitabı almak. 3 cilt, içerisinde dünyanın farklı yerlerinden 18 nüsha bulunuyor. Okumaya başlamadan önce Oğuzname bir süre salondaki kitap yığınında beni bekledi. Final dönemi, tatildeki iş yoğunluğu derken başlamam biraz sürdü. Ama okumaya başladığım günden sonra bir akşam bile elime almadan geçmediğimi de belirtmek isterim.
Eklemeliyim ki bu okumaya neredeyse hiçbir şey bilmeden, tamamen duygusal ve aç bir şekilde başladım. Dolayısıyla bu yazıyı yazarken değindiğim tek materyal elimde bulunan 3 cilt Oğuzname derlemesi. Okuyucuya daha geniş bir bakış, tarihi kavrayış, başka eserlerle karşılaştırmalı okumalar vadetmiyorum. En azından şimdilik. Amacım, okuduğum Oğuzname’de ilgiye değer bulduğum, okurken duraksadığım ya da gülümsediğim ve hatta insanlarla paylaştığım kısımları kayıt altına almak, bu yazıyı okuyacak bir avuç insanla paylaşmak.
Bir girizgah gerekli. Oğuzname nedir? Beni okurken gören eş dostun da merak ettiği bu sorunun cevabı biraz şu şekilde: Oğuz’un ve cihan hakimiyetinin tarihini anlatan, kozmik bir soy-tarih anlatısı barındıran eserler bütünü. Bu 3 cilt içerisinde biyografiler, şecereler, methiyeler ve çeşitli hikayeler bulunuyor. Bunlar farklı Türk lehçelerinde, birçok dilden çeviri ile birlikte, Oğuz’un mucizeli bebekliği ve çocukluğu, anne-baba-eşleri ile yaşadığı çatışmalar, kağan olması ve dünyanın her yerine yaptığı seferlerin yanına Türk dili hatta dilleri, günlük hayat, yemek kültürü, evlilik, aile içi dengeler, savaş taktikleri, inanç biçimleri ve Türklerin düşünme şekilleri ile ilgili veriler sunuyor.
Eserin bende yarattığı heyecandan yeterince bahsettiğimi düşünüyor, Oğuz’un hikayesinden bahsedip sonra ilginç bulduğum başlıklara ve konulara değinmek istiyorum.
Sahne onun.
OKUYUCU İÇİN KISA OĞUZNAME
Birinci cildin birinci Oğuznamesi olan Uygur yazılı Oğuzname hariç -ki bu eserin ilk sayfaları eksik- eserdeki diğer Oğuznamelerde Oğuz’un nesebi Adem Safiyullah’tan Nuh Aleyhisselam’a, onun oğlu Yafes’e ve onun oğlu Türk’e dayandırılarak başlar. Oğuznamelerin tarihi, 760’lı yıllarda Aral Gölü etrafında Oğuz Kağan önderliğinde Oğuz Yabgu Devletinin kuruluşuna denk gelir. Oğuz’un babası Kara Han, Yafes’in direkt torunudur. Vakti gelince Han olur, ve veliaht olarak bir oğlu doğar. Oğul, 3 gece boyunca annesinin sütünü emmez. Rüyasına girer ve ona telkin eder: Tek olan Allah’a inan. Kocasından gizli olarak iman eden ana sonunda oğulu emzirir. Bir süre sonra oğul dile gelir ve adının Oğuz konulmasını ister. Büyüyünce Oğuz, iki amcasının birer kızı ile evlenir ancak onlar iman etmez. Üçüncü amca kızı ve eşi iman edince onunla bir hayat kurar. Fakat babası Kara Han, Oğuz’un imanını duyunca “Kara Han eşitti bularnıng sözin / Katıg kadgu boldı köyürdi özin / Ayur uşbu işke nedür çaremiz / Yaman yolga kirmiş ciger paremiz” der, Oğuz’a savaş açar ancak kaybeder. Böylece Oğuz, Oğuz Kağan olur.
Oğuz Kağan dünyanın her yerine elçiler gönderip milletleri kendine bağlamak ister. Kabul etmeyenlere karşı sefere çıkar. Bunlar sırayla şöyle: Hind, Çin, İran, Gürcistan, Karanlık Ülkesi, Şirvan, Aran, Kürdistan, Diyarbakır, Şam, Frenk ve Rum, Antakya, Dimeşk, Mısır, Bağdat, Van, Irak, Horasan. Bu seferlerden sonra Oğuz Kağan, bir cihan hükümdarı olarak Buhara yakınlarındaki menziline döner. En büyük oğlu Gün Han’ı veliaht ilan eder. Ve bin yaşında ölür.
Oğuz’un ben tarafından yazılmış kısa bir hikayesi böyleydi. Şimdi yine benim nazarımdan birkaç konuya yöneleceğiz.
OĞUZ’UN VE OĞULLARININ ADLARI
İsimler daima ilginçtir. Anlamları, taşıdıkları semboller, aldıkları ve götürdükleri sanılandan çoktur. Her köklü anlatıda olduğu gibi Oğuznamelerde de insan ve eşya isimleri hikayelere sahip. Bunlardan en önemlileri Oğuz ve Türk isimleri. Oğuz Kağan, henüz bir yaşındayken dile gelir ve adının Oğuz konulmasını ister. Türk toplumunda Tanrı ile bir şekilde yakınlaşmış insanlar ad koyardı, adlar da kişilerin özelliklerine göre konurdu. Oğuz’un kendi adını koyması onun Tanrı’ya yakınlığı veya bir başka deyişle kut’u olarak yorumlanır. Kendi adını kendi okumuştur.
Türk, Oğuznamelerde Nuh Aleyhisselam’ın oğlu, Türklerin atası olan Yafes’in 8 oğlundan biridir. Kimileri tarafından peygamber olduğuna da inanılan Yafes, ölmeden önce oğlu Türk’ü veliahtı ilan etmiş ve diğer oğullarına da ona itaat etmesini telkin etmiştir.
Eserdeki neredeyse tüm Oğuznamelerde bulunan Oğuz’un şeceresi, yalnızca bir soy ağacı değil; evrenin, eser bağlamında da hükümdarlığın sınırlarını gösteren bir dizi sembol aslında. Oğuz Kağan’ın oğulları Kün (Gün/Güneş) Han, Ay Han, Yıldız Han, Kök Han, Dağ Han ve Tengiz (Deniz) Han, bu isimlerle adlandırılsalar da mevzubahis habitatlara hükmetmezler. Hesiod’un Theogony’de evrenin ve tanrıların yaratılmasını, her birinin bir doğal habitata atanması ve bağlantılı adlandırılmalarını anlamasını hatırlattı bana. Doğayı hükümdarlıkla eşleştiren bu kozmolojik haritalar, bir yandan da dünyayı insanla eşlemeye yarar. Yalnız Yunan Mitolojisinde bu figürlerin hüküm alanları ve isimleri birbirlerini karşılıklı olarak aşılmaz sınırlar içine alırken Oğuz’un oğullarının isimleri Türk hükümranlığının doğanın ve dünyanın diğer kısımlarının her yere yayıldığını ifade eder, bu yönden Hesiod’a nazaran daha da semboliktir. Zeus gökyüzünü, Poseidon denizleri ve Hades yer altını pay alır ve birbirlerinden bağımsızdır, birinin diğerine müdahale etmesi düzen bozuculuktur. Oğuz’un oğulları Gün, Deniz ve Dağ, adlandırıldıkları doğal alanları yaratmaz ya da yönetmez. Onların isimleri, Oğuz’un ve soyunun uçsuz bucaksız egemenliğini kanıtlar. Her bir oğul birbirine kan ile bağlıdır ve tek bir cihan hakimiyetinin ayrılmaz parçalarıdır. Nihayetinde Oğuz Kağan, Gün Han, Ay Han ve Yıldız Han’ı semavi kavimler olarak Bozoklar; Kök Han, Dağ Han, Deniz Han’ı arzi kavimler olarak Üçoklar diye adlandırır. Kağanlık Bozoklara bırakılır, Üçoklar da onların yardımcıları olur.
Düşmanlarnı ıglagurdum,
Dostlarumnı men kültürdüm,
Kök tengrige men ötedim,
Senlerge bire men yurdum
Düşmanlarımı ağlattım,
Dostlarımı güldürdüm,
Gök Tanrı’ya borcumu ödedim,
Şimdi yurdumu size veriyorum.
Bu oğulların ve onların oğullarının isimleri de anlamlarıyla birlikte ilk cildin 264-5. sayfalarında bulunabilir.
MÜSLÜMAN OLMAYAN BİR ANADAN SÜT EMMEMEKTE OĞUZ’UN VE ANLATICILARIN ISRARI
Oğuz Kağan Müslüman olmayan bir anadan süt emmemiştir. Oğuz’un, annesi tek olan Tanrıya inanmadan onun sütünü emmemesi, ya da tek olan Tanrıya inanmayan ilk iki eşinden uzaklaşması, bugün de devam eden Türklerin asıl dini konusunda tarihi anlatının tarafını gösteriyor. Anlatıcılara göre Oğuz soyunun Adem Aleyhisselam’a dayandırılması yetmez, anne karnından Müslüman olarak doğar. Bu da yetmez, Müslüman olmamış bir ananın sütünü emmez. Bu da yetmez. Müslüman olmayan eşlerine yaklaşmaz. Nihayetinde babası Müslüman olduğunu öğrenince:
Ayur uşbu işke nedür çaremiz
Yaman yolga kirmiş ciger-paremiz
diye yakınır, toy ile onu öldürme kararı alır. Babasıyla ve amcalarıyla savaşan Oğuz Kağan hepsini öldürür ve hükümdar olur. Oğuz’un hükümdar olana kadar kendini toplumundan ayırdığı tek töredir bu. Onun imtihanıdır. Annesi, eşleri ve babası ile çatışır. Öylece bir Müslümandır.
Anlatıdaki bu yoğun ve kararlı vurgu, Türklerin kendilerini çok tanrılı – Şaman bir gelenekten koparıp İslamla tamamen bütünleşmelerine, hatta onun taşıyıcılığını üstlenme çabalarına işaret ediyor. Tek başına bir tema olarak İslamlaşma, Oğuz Kağan soyunun kutunu kanıtlarken okuyucuyu da tatmin ediyor. İslam’dan uzak bir tarihten kendini soyutlamak, onu bütünüyle reddetmek isteyen okuyucudan metin böylece korunuyor.
EVLİLİK DRAMLARI – KISKANÇ KADINLAR
Oğuz’un aile trajedileri, hükümdar olana kadarki hayatını şekillendirir. Bunların hepsi de Müslüman olması ile ilgilidir. Müslüman olmasaydı yine de Kara Han’ın varisi olarak Türklerin ve cihanın hükümdarı olacaktı. Ancak iman etmesi onun kendini gerçekleştirmek adına verdiği en temel çatışma. Annesinin sütünü emmemesi, babası ile savaşması ve eşlerinden uzaklaşmasını anlatmıştım. Türk aile yapısından haber veren bir detay ilgimi çekmişti.
Oğuz Kağan yaşa gelince amcası Lor Han’ın kızıyla evlendi. Oğuz onu eve getirince Tanrı’ya iman etmesini istedi. Kız kabul etmedi. Oğuz ona yaklaşmadı. Bu anlaşmazlığı fark eden babası onu bir diğer kardeşi Kür Han’ın kızıyla evlendirdi. Oğuz ona da aynı şeyleri söyledi, kız kabul etmedi hatta onu tehdit etti. “Eğer beni zorlar, mecbur kılarsan baban Kara Han’a açıklarım. Bu durumda seni yok eder.” Böylece uzaklaştılar. Kara Han, bu anlaşmazlığı da fark edince Oğuz’u diğer kardeşi Or Han’ın kızıyla evlendirdi. Oğuz Kağan bu kızı da İslam’a davet etti ve bu kız kabul etti: Ben seninim, senden bir parçayım. Sen neyi işaret edersen onu kabul edeceğim. Oğuz Kağan ve Müslüman eşi, çok mutlu olurlar. Oğuz diğer iki eşinden uzak durur. Durum böyleyken bir şölen esnasında Kara Han ilk iki gelinine sorar, niçin ona yaklaşır da size yaklaşmaz, diye. Bu fırsatı bekleyen, kıskançlıktan kendilerini yiyip bitirmiş iki gelin de dökülüverir: Biz Oğuz’u çok seviyoruz ama o üçüncü karısını seviyor. Çünkü o bizden tek Tanrıya inanmamızı istedi ama biz kabul etmedik. O ise kabul etti. Şimdi o ikisi aynı dini kabul edip kendi ulus ve atalarının, babalarının inandıklarını inkar ediyorlar. Bizim gerçek dinimize sırt çevirdiler.
Kara Han bunun üstüne şurasını toplar ve Oğuz ile savaşma kararı alır. Gerisi malumumuz. Oğuzname’yi yalnızca bir askeriye ya da soy anlatısı olmaktan çıkaran unsurlardan sadece birisi aile hayatı hakkında verdiği bilgiler. Ancak şimdilik buna değinmeyi yeterli buldum.
KIL/ İT BARAK KAVMİ VE KARANLIKLAR ÜLKESİ – BİLİNMEYENE KARŞI
“Kıl Barak ülkesi, dünyanın karanlık olan tarafında yer alır. Oranın erkekleri halkı kara renkli, köpek görünüşlü ve çirkindir.”
Oğuz Kağan, ömrü boyunca yalnızca Kıl Barak kavmine yenilmiştir. On yedi yıl hazırlık yaptıktan sonra ikinci seferinde onları yenmeyi başarır. Bu kavmin karanlıklar ülkesinde yaşadığı söylenir. Burada kastedilen, günün büyük kısmının karanlık olduğu kuzey ülkeleridir.
Kıl Baraklar, Ural Dağları ile İdil Nehrinin birleştiği, hayvan bilimcilere köpek ırkının türediği yerde yaşar. Kıl Baraklar, kendilerini biri siyah tutkal biri beyaz tutkal dolu iki nehre atar, oradan çıkıp kum ve çakıllar üzerinde yuvarlanır, bu işlemi 3 defa tekrarlar ve vücutlarını saran taşlar sayesinde silah darbelerinden korunurdu. Oğuzname ile tüm dünyaya yayıldığı düşünülen bu mitolojik unsur, Germen, Fin, Slav, Kafkas, Çin, Moğol, Mısır, Yunan ve Roma kaynaklarında anılır. Eserde Emre Erzincan’ın Oğuznamelerde ve Kuzey Avrupa Mitik Anlatılarında İt Baraklar adlı çalışmasına değinilmiş. Erzincan özetle bu görünüşün antik bir zırhlanma biçimi olduğunu anlatıyor. Avladıkları hayvanların kafa derilerini yüzerek maske yapan, böylece köpek başlı olan kavim, hem fiziksel saldırılara karşı zırhlanmış hem de psikolojik bir kalkan edinmişlerdir.
Karanlıklar ülkesine seferinde Türklerin savaş taktikleri hakkında bilgi ediniriz. Karanlık olduğu için ülkeye giremeyen Oğuz Kağan, “çözülemez düğümleri çözen” Karasülük’e danışır. Dahice bir taktik geliştirirler. Dört dişi at ile dokuz eşeği yavrularıyla alıp Karanlıkla ülkesine girecekler, istediklerini yapacaklardır. Sonra atlar ve eşekler yavrularını bulmak için geri döneceklerdir. Eğer hayvanlar dönebilirse güvenceyle içeri girmek mümkün olacaktır. Bu taktik hayat geçirilir ve işe yarar. Karanlık ülkesi böylece Türk hakimiyeti altına girer.
OĞUZNAMELERİN YAZILMA MOTİVASYONLARI
“Hekayat eylemek ki lazım oldı,
Sözün üsti açıldı, cazım oldı.”
Oğuznamelerde Oğuz’un Mısır’dan tarihçiler getirip Oğuzname’yi yazdırdığı anlatılır. Ancak bunlardan herhangi birine henüz ulaşamadık. Yine de elimizdeki metinlerde anlatıcıların faydalandıkları ve okudukları kaynaklar olduğunu belirtmesi, iddianın doğruluğuna işaret ediyor. Oğuz, cihan hakimiyeti olmuştur ve bilinmek ister. Yaşadıklarının, yaptıklarının dünya tarihinde kaydedilmesini diler. Bu talebin karşılığını bulduğunu Osmanlı padişahlarının onu çok iyi tanıması ve ondan ataları olarak bahsetmesinden, Câm-ı Cem-Âyin’in Cem Sultan’ın özel talebi üzerine yazılmasından anlayabiliriz. Soyu da onu bildi.
Biz neden ve niçin bilmek istiyoruz? Prof. Dr. Necati Demir, eserin girizgahında şöyle diyor: “İnsanın kendini tanıması, kim olduğunu bilmesi, atalarını öğrenmesi belki de bilgilerin en cazibidir.” Türkler olarak kültürlerine sadık ve aşık bir milletiz. Bunu emin bir şekilde söylüyorum. Uzak ya da başka (bu iki kelimeyi kullanmak ne kadar doğru elbette bilemiyorum) dinlerin ve kültürlerin yaratılış hikayelerini filmlerde izlerken kitaplarda okurken hissettiğim buruklukta yalnız olmadığımı düşünüyorum. İnsan dünyaya ait olmadığından daima kendini aramaktadır. İşte bu merakın da kan bağını ya da kültür havzasını aşan bir merak olduğunu sanıyorum. Oğuzname’yi okumanın benim için kendimi aramanın bir parçası olduğunu fark etmiş bulundum. Okuyucunun da arayış sonucu ortaya çıkan bu kısa metinden keyif aldığını temenni ediyor, aramaya devam ediyorum.
Bin eren gördügümde ben Kazan, bıyık burdum,
Deş bin eren gördügümde ben Kazan; buşanmadum
On bin eren gördügümde oyunum demedüm,
Yigirmi bin eren gördügümde yerünmedüm,
Otuz bin eren gördügümde utanmadum,
Kırk bin eren gördügümde kıpınmadum,
Elli bin eren gördügümde el vermedün,
Altmış bin eren gördügümde alpım demedüm,
Yetmiş bin eren gördügümde yelemedüm,
Seksen bin eren gördügümde seksenmedüm,
Toksan bin eren gördügümde tolanmadum,
Yüz bin eren gördügümde ben Kazan yüz döndürmedüm,
Kara koç konur atun kolanın katı çekdüm,
Sagdan girdüm soldan çıkdum,
Soldan girdüm sagdan çıkdum,
Arı dinlü görklü Muhammedi yada getirdüm,
Allah’un inayeti Muhammed’in mucizatından ol yagıyı anda basdum,
Alpım begim demedüm.
Bu dinde ögünmen, ögünmenüz a beglerüm,
ögünürse yer ögünsün.
Oğuzlar Destanı



Yorum bırakın