Bu yazıda Orta Çağ’ın dört katmanlı edebiyat teorisine Dante ve Aquinas’ın 13. yüzyıldaki yaklaşımlarını biraz anlatmaya çalışacağım. Elbette bu kelimeler ve isimlerle ilk kez karşılaşanların pek kolay anlayabileceği bir metin olmayabilir, zira iskeletini bir ödev olarak yazmıştım. Evet, yine. Öncelikle bu dört bileşenden, ya da katmandan, ya da bölümden oluşan okuma teorisini inceleyelim.
Başlarken şunu belirtmekte fayda görüyorum: Orta Çağ’da ve Rönesans’ta edebiyat teorisi sanatsal bir etkinlikten çok Kutsal Kitabı okumanın doğru formuna dair bir arayıştı. Çünkü tek bir gerçek metin vardı. Bu yüzden okuyacağınız kısa karşılaştırma, tahrif edilmiş İncil’in nasıl okunması ve anlaşılması gerektiğine dair yükte hafif pahada ağır bir tartışma(ma)dan bahsediyor.
Orta Çağ’ın herkesçe kabul edilmiş ve uygulanmış edebiyat teorisi 4 okumanın mümkün olduğu üzerine kuruluydu.
- sensus litteralis: literal, gerçek, tarihsel
- sensus allegoricus: alegorik, metaforik, mecazî
- sensus tropologicus: tropolojik, moral, ahlakî
- sensus anagogicus: anagojik, doğaüstü, tinsel
Bu okumaları bir örnekle daha iyi anlayabiliriz.
Kutsal metinde Kudüs, literal okunursa yeryüzünde bulunan Kudüs şehridir. Ancak mecazen okunursa yine İncil’e göre İsa aleyhisselamın vücudunu temsil etmektedir. Tropolojik okumaya göre ahlaklı bir ruhtur, anagojik niyet ise Kudüs’ü göklerdeki cennet olarak okur. Bu okumaların önem sırası hararetli birçok tartışmanın konusu olup, bu tartışmalardan en önemlisi bu yazının konusu olmuştur.
Orta Çağ’ın dört katmanlı okuma teorisinin Rönesans’ta nasıl bir evrim geçirdiğini anlamak için İlahi Komedya şairi Dante Alighieri, ve Summa Theologica yazarı rahip Thomas Aquinas’ın fikirlerine bakacağız. 13. yüzyılda yaşayan ikilinin fikirleri pek zıt düşmemekte. Her ikisi de en önemli okumanın literal okuma olduğunu düşünür. Dante, okumalar hakkındaki fikirlerini eklediği Ziyafet’i (Il Convivio) Aquinas’ın Summa Theologica’sından sonra yazmıştır. Buna dayanarak Aquinas’tan etkilendiği düşüncesi bana uzak gelmiyor.
Dante şöyle yazar: Literal okuma daima en ehemmiyetlisidir, diğer tüm mânâları ihtiva eder; onsuz diğer mânâları, bilhassa mecazi mânâyı anlamak imkansız ve akıl almazdır. Dante’nin ehemmiyet sıralamasında ilk ve gerçek okumanın en başı çektiği aşikar. Onun argümanı şudur: İnsan zihni daima bir düzene tabidir, düzensiz var olamaz. Bu sebeple ilk pencereden içeri bakmadan, yani literal okumayı yapmadan mecazi ya da ahlaki okumalar yapmaya çalışmak bir sıralama hatası olacak ve orta yerinde yanlış boşluk bırakılmış bir kod gibi anlaşılmazlığa sebep olacaktır. Bir nesnenin nasıl dışı ve içi varsa, ve dışı ile temas etmeden içine ulaşamıyorsak, mânâ da böyledir. Benzer şekilde Aquinas “Kutsal Metindeki anlamlar, dünyevi şeylere benzerlikleri örtüsü altında gizlenmiştir.” der. Tüm anlamların literal okumanın altına saklandığı fikrini Dionysus’a dayandırır: “İlahi ışığın (yani Tanrı’nın) huzmeleriyle aydınlanmamız, ancak kutsal örtülerin gizlemesiyle mümkündür.” Çünkü ilahi ışık, yani güneş, ona fazla yaklaşanı yakacaktır. Yakmıştır da. İşte böylece literal anlam, hakikate daha yakın olan diğer üç anlamı siyah bir tül gibi gizler.
Aquinas, Dante’nin silsile önerisinin aksine bütüncül bir okumanın varlığını savunur: Bir metinde birçok anlam aramak karmaşa ve aldanmacaya yol açar, metnin argümanını hafifletir. Bu yüzden çoklu okumalar yalnızca safsatalara yol açar, temelli bir fikir doğurmaz. Burada tekil bir okumayı savunduğunu düşünebiliriz, gerçek böyle değil. Çoklu okumayı değil, çoklu anlamı reddediyor Aquinas. “Kutsal Metinde çok anlamlılık yoktur, literal okuma tüm anlamları ihtiva eder. Argümanlar yalnızca ondan yola çıkarak oluşturulur.”
Son olarak belki sınıflandırma konusuna değinmek faydalı olacak. Dante, literal okumayı öncelediği silsile okuması teorisini şiiri de kapsayan çok genel bir “edebiyat”a uyarlarken Aquinas seçiciydi. Ona göre kutsal metin, mecazı kullanım şekliyle şiirden ayrılır. İki tür, farklı alegoriler kullanmaktadır yani. Şiir, ona göre sanatların en az sanatlısı, mecazı şeyleri temsil etmesi için kullanırken kutsal metin gereklilikten kullanır. Bu gereklilik neyden kaynaklanır? İki sebepten. Birincisi, okuyanların kavrayışları zenginleşsin diye; ikincisi ve daha önemlisi de metne hakaret etmek ya da onunla alay etmek için okuyanlardan hakikati korumak için. Onlar için “kutsal olanı köpeklere yem etmek” yasaktır. Biz Müslümanlar için de bu şiar geçerlidir. Rivayete göre Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “İnsanlara anlayabilecekleri şeyler söyleyiniz. Siz Allah ve Resulünün yalanlanmasını ister misiniz?”
İşte Dante ve Aquinas’ın Orta Çağ’ın 4 katmanlı edebiyat teorisini bir Rönesans teorisine evirirkenki görüşleri bunlardı.
Yorum bırakın