Vakti olan her Türk için: Bir Tugan
Türk düşmanı politikacıları gündemimize getirdiğimiz kadar, Rusya’nın yüz yıllardır sömürdüğü Türkleri gündemimizde tutamıyoruz. Bu yüzden bu yazıda, Rus İşgalinin yüzyıllardır sömürdüğü, bugün Putin’in de yok saydığı, Sibirya Türklerinin kayıtsız kalan hikayesinin bir kısmını okuyacağız.

Ural Dağlarından başlayıp Pasifik Okyanusuna kadar uzanan doğal sınırlarıyla Sibirya, günümüzde Rusya Federasyonuna bağlı yönetimlerden oluşuyor. Kuzeyinde Kuzey denizi, güneyinde Kazakistan, Moğolistan ve Ural dağlarıyla çevrili coğrafya, 16. yüzyıla kadar Rusya’nın ayak basmadığı, Türk topluluklarının yaşadığı bir coğrafyaydı. Burada yaşayan, dünyanın en soğuk iklimlerine ve topraklarına uyum sağlayan, dillerini ve kültürlerini hayatta tutmak için bedeller ödeyen halklar arasında en bildiklerimiz Yakut, Tuva, Hakas ve Altay Türkleri. Peki Türkler buraya nereden geldi? Hunlar Sibirya’ya milattan önce Türkistan’dan göç ettiler. M.Ö. 2. yüzyılda Kırgızların Sibirya’nın güneyine, Yenisey ırmağının çevresine yerleşmesiyle başladı. Rusya’nın burayı ve Türkleri hedef alması ise 16. yüzyılı buldu. Bölgeden maliyetsiz bir şekilde kürk elde edip Avrupa’ya yüksek kârla satmakla başlayan ekonomik işgal, zengin yeraltı kaynaklarının keşfedilmesiyle genişledi. Aynı dönemdeki Avrupa’nın toprak genişletme politikasını taklit ederek dünya üzerinde söz almak isteyen Ruslar, işgali bu coğrafyaya yönlendirdi.
Türklerin Sibirya’daki yaşamı hakkındaki çoğu eser, bu yıllardan sonra, özellikle de 17. yüzyılda Ruslar işgal için Sibirya’yı keşfe çıktıklarında yazıldı. Her işgalcinin yaptığı gibi kendilerinden önceki tarihi diledikleri gibi yazdılar. İlginç olansa tarihi kendileri yazmalarına rağmen Türkleri, topraklarını ve doğal kaynaklarını sömürdüklerini gizlemediler. Çünkü bununla övünmek demek, Avrupa’ya “bakın, biz de sömürgeciyiz ve işgal ettiğimiz topraklar var!” diyip sömürgeciler partisine bilet almak demekti. Asya kıtasının %40’ını, yani dünyanın 5’te 1’ini elinde tutmakla kim övünmez ki?
Böylesine zorlu bir coğrafyayı nasıl değerlendirebilir ve doğal kaynak cennetine çevirebilir diye 17. yüzyılda her yere kaşifler yollayan Rusya, Sibirya’nın en soğuk ve sert bölgesi Yakutistan’ı siyasi sürgünlerini hapsetmek için kullandı. Dostoyevski de geçmiş buralardan. Sovyet Rusya illeti, tüm dünyaya yaymak istediği ancak başaramadığı mekanik hayat tarzını Sibirya Türklerine baskıyla yaşattı. Bu ırkçı işgal politikasının başında Türk Lehçeleri ve ilahiyat uzmanı Nikolay İlminskiy adında bir eğitimcinin hazırladığı eğitim sistemi vardı. Okullarda Hristiyan değerlerinin, Rusça’nın ve Kiril alfabesinin kullanılmasını temel alan sistemi tarihe geçti. Çarlıkta ve işgal ettiği her yerde sayısız okul açıldı. Ve işgalin kültürel-dini tarafı da başarılı oldu. Slavist bir refleksle Türklerin kendi dillerini konuşmalarını ve kültürlerini yaşamalarını engelledi, Hristiyanlığı yaydı, Rusça öğretti. Bunun yanında ekonomik alanını da genişletti, Türklerin topraklarına el koydu, onları kendi topraklarında işçi gibi çalıştırıp dilsiz, kültürsüz, olabildiğince Rus’a benzeyen köleler haline getirdi. Türkleri hem bölgeye hakimiyetleri hem de köklü kültürleri yüzünden bir güvenlik tehdidi olarak gördü ve kimilerini çok da iyi bildiğimiz sürgünlere zorladı. 1944’te Sibirya Türkleri Türkistan’a sürüldü. Sadece Türkleri hedef almayan bu sürgünler tarihin en büyük sürgünlerindendi ve Stalin Sürgünleri olarak adlandırıldılar. Topraklarından sürülmeyen Türkler de çalışma kamplarına mecbur edildi ve toprakları ve malları ellerinden alınmış işçiler oldular. Daha sonra topraklarına dönebilen Türkler olsa da, hiçbir şekilde dönmesine izin verilmeyenler oldu: yakından tanıdığımız Ahıska Türkleri.
19. yüzyılda Osmanlı’dan Rusların eline geçen Ahıska, Sovyetlere bağlı Gürcistan’ın bir şehriydi. Ahıska Türkleri Rusya saflarında savaştılar. Stalin için Türklerin oluşturduğu tehdit Türkiye’ydi. Bakü’yü Ermenistan işgalinden kurtaran Kafkas İslam Ordusunun Ahıska Türkleriyle işbirliğinin Türkiye ile olası bir ittifak sağlayacağı korkusu, hem de Ahıska türklerinin hala kendi kimliklerini muhafaza ediyor olması Sovyetler Birliği için kabul edilemezdi. Böylece Sovyetler dağıldıktan sonra gerçek olmadığı ortaya çıkan bir iddia ile, Ahıskalıları Nazilerle işbirliği ile suçlayarak Stalin, 14 Kasım 1944’te Ahıska’da yaşayan Türkleri ansızın topladı, yanlarına hiçbir şey almalarına izin vermedi. Rus askerleri üç gün boyunca soğuk istasyonlarda bekleyen insanları trenlere doldurup sürgün etti. 220 köyden 100 bine yakın Ahıska Türkü, Ölüm Katarı denen trenlerde, nereye gittikleri ve nasıl hayatta kalacakları belirsiz olan Ahıska Türkleri, yolculukta 20 bin kişiden fazla kayıp verdi. Türkistan’a sürülen Ahıska Türklerinin çoğu sıkıyönetim altında yaşadılar, sadece işçi olabildiler ve şehirlere yerleşemediler. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından 1991 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türkistan cumhuriyetlerini tanıyan ilk ülke Türkiye Cumhuriyeti oldu. Ahıska Türklerinin bir kısmı Türkiye’ye göç etti.
Ahıska Türklerine yapılanlar Rusya’nın ırkçı, sömürgeci, sosyalist, büyük slavist idealinin sadece bir parçası. Rusya bugün de Sibirya’daki Türklerin yalnızca dillerini ve kültürlerini değil ekonomik varlıklarını, topraklarını, zenginliklerini sömürmeye devam ediyor. Günümüzde hala önemini koruyan Sibirya coğrafyası, hâlâ Rusya’nın doğal kaynaklarının %90’ını sağlıyor. Rusya içinse artık işler değişiyor. Ömrünü Ukrayna işgaline adayan ve bir diktatör olarak ünlenen Putin, Ukrayna’da beklediği başarıyı kazanamasa da dünyanın nefretini başarıyla kazandı. Toprakları, sömürdükleri, çaldıkları, sürgün ettikleri elbette geri getirilebilir şeyler değil. Ancak yükselişinin sonuna geldiği, gücünün kırıldığı, desteğinin yok olduğu şüphesiz. Asya’nın yerlilerinin, Türklerin kültürünü, tarihini, dilini yok etmek, Sovyetlerin de yaptığı her şeye rağmen, mümkün değil. Ancak işgalci ve katil, beli bükülmüş, yapayalnız, yaşlı ve antipatik Rusya için aynı şeyi söyleyemeyeceğiz. Sonunun her işgalci gibi olacağından şüphe yok. Yalnız Rusya’nın yolunun sonunu biz görebilecek miyiz, orası şimdilik muamma.
Yorum bırakın