Potansiyelimizi gerçekleştirmek: Biz çamaşır makinesi miyiz?

Bazen bir büyük nasihatına ihtiyaç duyarız. Hayatta doğru ve yanlış kararlar vermiş, doğru ve yanlış kararların ne olduğunu öğrenmiş insanların bize “şunu yap” ya da “bunu yapma” demesi bizi hafifletir. Viktor E. Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı kitabını işte böyle bir telkinle okudum. Okuduklarımı daha iyi anlamak için de yazdım. Potansiyel olan en iyi okumayı içtenlikle diliyorum.

“Parçalanmış yaşamın ince ipliklerinden sağlam bir anlam ve sorumluluk örmek” Doktor Frankl’ın logoterapisinin hedefi. Bu ne anlama geliyor? Yaşanan zorluklara, çirkinliklere ve katlanılmazlıklara karşı ve rağmen geçmişe ya da geleceğe dair bir dala tutunmak. Mutlu anılar, ya da mutlu olma ihtimalı olan bir yaşam mesela. Frankl’ın İkinci Dünya Savaşında Nazi kampında mahkum olarak geçen günlerini anlatırken işte logoterapi için somut bir örnek sunuyor. Ne olursa olsun bir şey için hayatta kalmak. Kendi bulunduğu olağan dışı şartlar -toplama kampı- altında kendisinin ve etrafındaki insanların ruhsal durumlarını incelerken bunları önce zamana göre kategorize ediyor. Hayatın çok uçlarında olan, herhangi birinin deneyimlemesi muhtemel olmayan olaylara insanların verdiği tepkileri anlamak şaşırtıcı. Bunlardan en tahmin edilebiliri belki merak ve umarsızlık. Benim içinse en ilgi çekici olanı herkesin hayata bağlanma isteğiydi. Yaşamayı elbette seviyoruz ancak böyle bir durumda olsaydım kendime saygımı kaybetmeden yaşamayı hala ister miydim? Belki. Belki de buna benzer bir durumda olmuşumdur ve yaşamayı daha çok istemişimdir. Ama bunun çok zor olduğuna şüphe yok. 

Victor Frankl yaşadığı deneyimleri ve kendisinin ve etrafındakilerin hayata bağlanma motivasyonunu logoterapi ile açıklıyor. Logoterapiye göre hayatın anlamını ve insanın kendi potansiyelini anlaması elzem. Potansiyel burada çok çok önemli bir kavram. Ancak logoterapiye göre hayatın anlamını keşfetmenin üç yolu var: üretim, deneyim ve ıstıraba karşı aldığımız tavır. Hayatın anlamı bunları kavramaktan mı ibaret? Bu sorunun cevabına vakıf değilim. Ancak sanıyorum ki inanan insanlar için üretmek, deneyimlemek ve tavır takınmaktan çok daha fazlası var hayatta. Bizler hayatın bizden büyük olduğuna, bizlerin potansiyelimizden büyük olduğumuza inanıyoruz. Yani birkaç programı ve üç gözü olan çamaşır makineleri değiliz ki potansiyelimiz bizi hayatta tutan şey olsun. Bunun insanı nesneleştiren ve dünyevileştiren bir yanı olduğuna inanıyorum. Potansiyeline tutunmanın. Yapabileceği her şeyi yapmak insanı iyi mi yapar? Kesinlikle hayır. İnsanı hayata bağlayan şey gücünün yettiği her şeyi kendisi ya da başkası ya da başka bir şey için yapması mıdır? Hayır. Potansiyelimizden çok daha fazlasıyız. Bu yüzden de potansiyelimizin dünyayla ilişkimizi kurarken bizim aleyhimizde bir rol oynadığını düşünüyorum. Bunu bizi çamaşır makinesi gibi bir şeye dönüştürerek yapıyor. Potansiyeli olan, onu gerçekleştirmek için hayatta kalan varlıklara dönüştürerek. 

Başka bir okumada bunun dünyanın durumuna dair bir analiz olduğunu söyleyebiliriz. Dünya, kendisini iyileştirme ve kurtarma potansiyeli olan insanlarla doludur yani dünya iyileşmeli ve kurtulmalıdır. Buna da katılmıyorum. Dünyanın iyileşmesi, kötüleşmesi, bunun insanları ne kadar ilgilendirdiği gibi meselelerden önce iyilik ve kötülüğü de bizlerin tanımladığını görmeliyiz. Dünya kötü bir halde mi? Kötü ne demek? Kim için kötü bir halde? İyi veya kötü halde olup olmaması dünyayı yaratanın elinde olan ve nihayetine değiştirebileceği bir durum. Bizlerin potansiyeli dünyayı iyileştirecek ya da kötüleştirecek, daha doğrusu dünyayı bulunduğu bir halden başka bir hale getirecek olmasa gerek. Dünyadan kendimi ve davranışlarımı soyutlamaya çalışıyor değilim, ancak herhangi bir şey bir diğer şeyi ne kadar etkileyebilirse insanın davranışları da dünyanın halini ancak o kadar etkileyebilir diye düşünüyorum. 

Özetle; logoterapinin öne sürdüğü geçmişe ya da geleceğe ya da potansiyelimize bağlanarak hayatta kalmak fikri bana fazlaca dünyevi geliyor. Hayatın bu kadar somut olduğunu düşünmemekle beraber, dünyaya ve düzene bir potansiyel borcumuzun olduğunu da düşünmüyorum. Elbette Allah’ın bizlere bahşettiği kabiliyetleri O’nun adını yüceltmek için kullanmalıyız, varlığımızın bir potansiyeli varsa o da ancak budur. Bunun dışında bir potansiyel borcum yok.

Yorum bırakın