Bu yazıyı Fatih’te canice öldürülen İkbal, Ayşenur ve katilleri ile ilgili yapılan haberler hakkında yazmıştım. Çıkış noktası eski olsa da yazıdaki meramımın eskidiğini düşünmüyor, iyi okumalar diliyorum.
İnsan olmak hiç olmadığı kadar zor. Bu ahlaktan ve toplumdan çok bir şey olmanın kendisiyle ilgili. Çünkü hiçbir şey olamıyoruz. Modern çağın elimizden aldığı en önemli şeylerin birisi bu: olmak. Olaylar, kişiler göründüğünden çok daha karmaşık ve katmanlı. Bir sıfatla nitelenemediğimiz gibi başkalarını da niteleyemiyoruz. Akademisyen olmak için okumuş olmak, şair olmak için şiir yazmak, anne olmak için kadın olmak, değerli olmak için insan olmak ve katil olmak için cinayet işlemek artık maalesef yeterli değil. Olayların kendisindense nedeni, faili, yer, zamanı ve bağlamı insanları daha çok ilgilendiriyor. Bu modern ilgilenme biçiminin toplumu nasıl etkilediğine biraz dokunacağım.
İstanbul’un gerçek anlamda göbeğinde, gündüz gözüyle yaşanan kavranması çok zor şeylere şahit oluyoruz. Fatih’te iki genç kızı öldüren hastalıklı bir katilin topluma nasıl yansıtıldığı, yeni insan algısı ile ilgili bize çok şey anlatıyor. Katilin sadece katil olmasından bahsetmeden önce inancından, hasta olmasından, onu katil yapan sebeplerden bahsedildi. Irkından, cinsiyetinden ve yüzünün şeklinden bahsetmeyi tercih edenler bile oldu. Bunun muhtemel sebeplerini ve kaçınılmaz sonuçlarını hemen gördük. Katilin katil olmasına sıra gelmeden erkek olması birilerini tetiklerken hasta olması başkalarını tetikliyor. Türk olması başkalarını, genç olması başkalarını, katlettiği kurbanların cinsiyetleri başkasını. Katilin yalnızca katil olması insanları bir araya getirip harekete geçirmek için yeterli değil. Peki buradan ne anlıyoruz? Toplumdaki ayrışmanın ne kadar keskin ve kör edici olduğunu. Kemiği görünce diğer her şeyi unutan köpekler gibi böyle hassas bir konuyu bile sapkın idealleri, siyasi çıkarları için meze edip çok başka kavgalar çıkarabiliyorlar.
Bir başka rezalet de bu talihsiz olayların habercilerin elinde girdiği şekiller. Öncelikle sosyal medyada ve tv kanallarında görmüş olduk ki bir haber yüzlerce yanlış şekilde aktarılabiliyor. Alt metinler, kötü niyetler ve politik söylemler çok basit ve herkesin eşit derecede tiksinmesi gereken bir cinayeti bile şekilden şekile sokabiliyor. Kötü olan, artık bu farklı şekilleri yalnızca insanlardan değil haber sitelerinden, hatta sosyal medya kullanıcılarından bile duymamız. Kimisi kadın cinayeti derken kimisi uyuşturucu bağımlısı genç diyor, kimisi şeytana tapan çocuğun ayini derken kimisi üç kere hastanede yatan takıntılı aşık diyor. Peki bu kaosta zihnimizin bulanmasını nasıl engelleyebiliriz? Tecavüz, cinayet, saldırı haberleri sağlıklı ve ahlaklı insanları ne kadar rahatsız ediyorsa sağlıksız ve ahlaksız insanları da o kadar tetikliyor, hoşlarına gidiyor, özendiriyor. Bir katilin hayat hikayesini anlatıp öldürme sebeplerini sıralamak kötü niyetli insanlara bir alfabe vermekten başka bir amaca hizmet etmeyebilir. Öyle ki öldürülen kadınların fotoğraflarını paylaşmak onları anmanın bir yolu sayılırken potansiyel katillere “öldürmesi kolay bir kadın fenotipi” verip onları cesaretlendiriyor bile diyebiliriz. Bunun aksine öldüren, katil, hiçbir zaman sadece katil olmuyor. Hasta, madde bağımlısı, sarhoş, inançsız ya da belli bir nesebe ait oluyor. Özetle olayın kendisini anlatmak da, faili ya da kurbanı anlatmak da toplumun psikolojisini bozup insanları kutuplaştırmaktan, kötü niyetli insanları tetikleyip onlara kılavuz olmaktan fazlasını yapmıyor. Bu tür vahşetlerin toplumdaki psikolojik etkisini temizlemek de zor.
Kirli, lanetli, korkunç bir çağda yaşadığımızı düşünüyoruz. Halbuki istatistikler suç oranlarının zaman ile o kadar da bağlantılı olmadığını gösteriyor. TÜİK’in yayınladığı verilere göre suç oranları 2020 ve 2022 yıllarında %10’luk düşüşler görmüş. 2022 ve 2023 yılları arasında da Adalet Bakanlığının istatistiklerine göre cinayet ve yaralama suçlarında düşüş görülmüş. 2022’de cinayet suçundan yaklaşık 4300 kişi hüküm giyerken 2023’te bu sayı 3800’lere kadar düşmüş. Başka etkenlere bağlı olarak değişebilse de suç oranlarının neredeyse stabil kaldığını bile söyleyebiliriz. Suç her zaman vardı. Katil, tacizci, hırsız da insanlığın kendisi kadar eski. Ama artık kendilerinden de büyük amaçlara hizmet ediyorlar. Haber başlıkları, sosyal medya kullanıcıları, meydanlarda yapılan protestolar suçluların ya da kurbanların isimlerini amaçlarına malzeme ediyor. Her saniye bilgiye maruz kaldığımız bu çağda bunun önüne geçmek yalnızca gücümüzün yettiği kadar ahlaklı ve gerçek odaklı haber yapmak ve okumaktan ibaret.
Bu yüzden bilginin ve haberin hedef kitlesi olduğumuzu unutmamalıyız. Aslında çok basit olan şeylerin sağa sola çekilerek beynimize empoze edilmeye çalışıldığının bilincinde olarak; kendimizi kötülükten, kötü insandan, kötü niyetten, hatta kötü meyve ve sebzeden uzak tutarak hayatın ve akışının bir parçası olmalıyız. Bir insan öldürüldüğünde katilin sadece bir katil, bir banka soyulduğunda hırsızın sadece hırsız olduğunu kabul etmeliyiz. Unutmamalıyız, algısından büyük olan sadece bir şey vardır. Tek bir.
Yorum bırakın