Türkler mi Papa mı?

Türk düşmanlığının, Türk karşıtlığının ve Türk korkusunun tarihini Türk tarihinden ayrı tutmak, onunla farklı bir başlangıç noktasına isnat edemiyorum. Osmanlı İmparatorluğu’nun altın çağları olan 15-16. yüzyıllarda, Kanuni Sultan Süleyman’ın şanlı Mohaç zaferinden sonra Avrupa halklarının uykularını kaçıran Türk hakimiyeti ve korkusu, kendine Hristiyan dünyasının sivri kalemlerinde yer bulmuş. Martin Luther, Türklere Karşı Savaş Üzerine’de Katolik Avrupa halkının Türklerle olan teolojik temelli love-hate ilişkisi hakkında bize çokça fikir veriyor. Luther’in ışık tuttuğu birkaç pencereden içeri bakalım.

Martin Luther 1518’de Katolik Kilisesini reforme edecek ve Avrupa tarihini sonsuza dek değiştirecek 95 tezinin arasında Avrupa’da ilerleyen ve Alman halkının refahını tehdit eden Osmanlı Türklerine karşı savaşılmaması gerektiğini savunmuştu. Bu düşüncesi çağdaşları tarafından Türk yanlısı, Alman karşıtı bulununca kendini açıklama gereği duymuş olacak ki tam 10 yıl sonra 1528’de, Türklere Savaş Üzerine’yi yazdı. 

Türklerle Savaş Üzerine, Martin Luther, 1528

“Türklerle savaşımızda şüphesiz Tanrı bizim tarafımızda değil.” diyerek başlıyor sözlerine. Luther’in fikrinin değişmediği aşikar oluyor ilk sözlerinden ancak on yıl sonra kendini açıklama tenezzülünde bulunuyor. Ona göre Türkler veba ve kıtlık gibi, Tanrı’nın Hristiyan kullarını cezalandırmak için gönderdiği bir beladır. Tanrı’nın sopalarıdır. Onun elçileridir. Katolik Kilisesi ve üçkağıtçı rahiplerinin sonu gelmeyen günahları yüzünden Tanrı, Türkleri dünyaya ve Hristiyan halkına musallat etmiştir. Ve onlar “gereklilikten ya da barış arayışından değil, kendine hiç zarar vermemiş halklara yıkım getirmek için” savaşır. “Şeytanın uşakları”dır. 

İlginç olacak ki Türkler yine de Luther’in gözünde Katolik Kilisesinden, Papa’dan ve onun takipçilerinden daha masumdur. Nihayetinde onların görevi Tanrı tarafından verilmiştir ve kendilerine verilen görevi tamamlarlar. Bu, bir meleğin tanımından ne kadar farklı diye düşünmeden edemiyor insan. Görevini yerine getiren Türklere karşı Papa ise bir kafir, bir zalim, bir yalancıdır. Dini ve görevini sömürür. Nihayetinde Luther bu iki düşmanını birbirine tokuşturur: “Papa ne kadar sahtekar bir anti-Hristiyan ise Türkler de o kadar şeytanidir. Hristiyanlık inancı her ikisine de düşmandır.” 

Martin Luther’in kalemi aracılığıyla gördüklerimizin ilki Avrupa’nın Türklere karşı tutumundaki inat. Türklerin zulmüne dair kehanetleri İncil’de bulmak için toplanan Hıristiyan din adamları, Türkleri bebek kanı içen zalimler olarak resmeden binlerce afiş ve haklarında yazılan 3000’e yakın kitap olduğunu bilmek, Luther’in savaş karşıtlığının neden absürd bir hainlik damgası aldığını anlamayı kolaylaştırıyor. İkincisi Luther’in yozlaşmış Katolik Kilisesi’ne olan kini ve reform aleviyle yanıp tutuşması. O kadar ki şeytanın tam zamanlı askerleri olarak gördüğü Türkler bir umut Papa’yı öldürürler diye onlarla savaşmayı reddediyor. Tüm hakaretlerine rağmen Türk yanlısı olmakla suçlanan Protestan kurucu Martin Luther’in iddiaları üstüne düşünmeye değer. Allah niçin Türkleri Hristiyan halklarının üzerine bir lanet olarak indirmiş olmasın? 

Türklerin Allah’ın dünyayı ıslah etmek için gönderdiği bir kavim olduğu düşüncesi tüm Türk tarihinde, en çok da Osmanlı geleneğinde görülebilir. “Ey iman edenler, sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın dilediğine verdiği bir lütuftur.” ayetinde bahsedilen kavmin Türkler olduğuna dair yorumlar da var. Bunların doğru ya da yanlış olmasına dair fikir ayrılıkları, bu yorumların varlığı için gerekli tabanı sağlamış bir Türk tarihi olduğu gerçeğini değiştiremiyor. Kanuni Sultan Süleyman’ı, atası Fatih Sultan Mehmed’i, onların atalarını ve dünyadan alıp dünyaya bıraktıklarını düşününce Türklerin dünyadaki kafirlerin üzerinden şiddetli bir rüzgar gibi esip geçtiği şüphe götürmüyor.

“İslam dininin muhafızları olarak Türkler”in akıbeti son yüzyılda hayli değişti. Ancak yüz yıllar geçmiş olsa da Hristiyan dünyasında değişen çok şey yok. Yoldan çıkmış Katolik Kilisesi bugün imajını LGBT’yi destekleyerek aynen koruyor. Anglikan Kilisesinin baş rahibi Kral III. Charles ise karısını aldatmakla ünlü bir adamdan daha fazlası değil. Avrupa halklarının hafızasında bugüne kadar aktarılan Türk düşmanlığı göz ardı edilesi değil. Bugün yine Luther’e dönebilecek olsaydık Türkiye’nin uluslararası siyasetteki yerini, Avrupa’daki konumunu ve askeri atılımlarını nasıl yorumlardı merak ediyorum doğrusu. Maalesef mümkün değil. Yine de duyulmaya değer son sözlerini anmakta fayda var. Türklere Karşı Savaş Üzerine’nin son sayfalarında Martin Luther ellerini kaldırıp inandığı Tanrı’ya haykırıyor: “Dua edelim de belamızı veren Türkler olmasın!”

Amin.

Yorum bırakın