Birileri Amerika’yı Havaya Uçurdu: Emir Bereket

Görece detaylı bir biyografi. İyi okumaların mümkün olduğu bir dünya hayal ediyor, iyi okumalar diliyorum. Yazının tamamını okuyamayacaklar için kısa öneri: Birileri Amerika’yı Havaya Uçurdu.

1934 – 1965

Everett Leroy Jones, 7 Ekim 1934 yılında New Jersey’de dünyaya geldi. Babası Colt Jones posta memuru, annesi Anne Lois Jones sosyal hizmet görevlisiydi. Ortaokulu ve liseyi New Jersey’de okudu. Çocukluğunda edebiyatla, tiyatroyla ve müzikle -elbette caz ile!- ilgilendi. 1951’de Rutgers Üniversitesi’ni kazandığı bursla okumaya başladı, daha sonra buradaki eğitimini yarıda bırakarak 1952’de Howard Üniversitesi İngiliz Dili bölümünden mezun oldu.

1954’te üniversiteden mezun olduktan sonra daha sonra pişman olup “Hayatımda ilk kez siyahilerden nefret eden insanların doğrudan yargısı altında olmak ne demekmiş şahit oldum.” diye öfkeli olması hasebiyle oldukça taraflı bir tarihsel not düşeceği bir karar alarak ABD Hava Kuvvetlerine katıldı. Görevini yaparken kütüphane nöbetlerinde kitaplarla zaman geçirme fırsatı buldu. Birçok hikaye böyle başlar. Onunki de tam burada başladı. Sovyetlere ait bazı eski metinlerine ulaştı. Bunları okuduğu fark edildiğinde odası arandı ve yasaklı belgeler bulundu. Bundan sonra bir süreliğine orduda askerlik yerine bahçıvanlık yaptı. Sonra da komünist olduğu gerekçesiyle ordudan ihraç edildi. Zaten onun nazarında Amerikan ordusunun bir mensubu olmak; “ırkçı, aşağılayıcı ve zihnen felç edici” idi.

Ordudaki görevinden uzaklaştırıldıktan sonra Manhattan’da bir kütüphanede çalışmaya başlayan Jones, tüm vaktini kitap okuyarak geçirdi. Ardından The Record Changer caz dergisinde editörlük yapmaya başladı. Beat kuşağı şairlerinden etkilendi. Leroy Jones, bu dönemde ilk şiirlerini yazmaya başladı. Beat şairlerinden Allen Ginsberg ve Jack Kerouac ile birlikte çalıştı.

Beat Kuşağı

29 Bunalımı/Büyük Buhran döneminde fabrikadan kaçıp trenle dünyayı dolaşan işçilerden ilham alan Beat akımı, Amerikan edebiyatını derinden etkileyen ve 1950’li yıllarda San Francisco’da ortaya çıkmış bir sanat akımıdır. 1990’larda ortaya çıkan rap müziğin atası olarak görülür. Amerika’nın en anarşist sanat akımı olarak bilinir, buna rağmen eserler her zaman vatanseverlik nidaları taşır. Beat kuşağı sanat anlayışı deneme-yanılma ve tecrübe üzerine kuruluydu. Şiirleri sözlüydü. Psikedelik uyaranlar kullanarak deneyler yaptılar, cinsel özgürlüğü konu aldılar. Meditasyonu ve Budist değerleri Amerika’ya tanıttılar. Maddeciliğin, meta bağımlılığının yükselişte olduğu dönemde ruhu tanıttılar. İlham aldıkları yolcu işçilerde olduğu gibi, Beat kuşağı şairleri için en kutsal şey Budizm’de de karşılığı olan yol kavramıydı. Bir hedef olmaksızın sadece yolda olmak için yolda olmanın kutsallığı. Öyle ki 60’ların sonunda Amerika’nın gençleri bu fikirlerden etkilenerek akın akın Hindistan’a gitmeye başladılar. Bob Dylan, The Rolling Stones, The Beatles, Pink Floyd gibi gruplar bu sanat akımının müzik alanındaki öncülerindendi.

Beat akımının etkisindeki Jones, kütüphanedeki işini bırakarak Greenwich’te bir müzik atölyesinde çalışmaya başladı. Küçüklüğünden beri caz müziğe olan merakı burada bir alan buldu ve oraya yerleşti. Yeni müzisyenlerle tanıştı, neyi varsa ve yoksa bırakıp sadece müzikle uğraştı. Greenwich’teyken Black Mountain Şairleri ve New York Ekolü Şairleri ile tanıştı.

Black Mountain Şairleri

Black Mountain şiir ekolü, Kuzey Carolina’da liberal bir sanat okulu olan Black Mountain Koleji’nde şiir dersleri veren Charles Olson, Robert Duncan, ve Robert Creeley gibi eğitimciler tarafından ortaya konulmuş bir sanat akımı. Bu ekol, Çin ve Japon inançları başta olmak üzere Doğu felsefesinden etkilenmiştir. Şiirleri doğadan ilham alır. Çoğunlukla basit ve anlaşılabilirdir.

New York Ekolü Şairleri

New York Ekolü şairleri, ahlâkî veya politik sorunlarla ilgilenmediler. Şehirliliği ve dinsizliği temel alan bir şiir tarzları vardı. Gerçeküstücülükten ve çağdaş avangart sanat akımlarından etkilenmişlerdir.

Jones, 1958 yılında ikinci kez bir kızları olacağını öğrendiğinde beyaz bir Yahudi olan sevgilisi Hettie Cohen ile evlendi. Fakat Hettie Cohen’in ailesi, onun siyahi bir adamla evlenmesini onaylamadı. Bu evlilik gerçekleşince Hettie ailesi tarafından evlatlıktan reddedildi. Manhattan’da siyahi bir adamla evli olduğu bilindiği için çokça kez tehdit edildi ve güvensiz bir hayat sürdü. Hettie Cohen, Beat şairlerindendi. Jones ile Beat şairlerinin yayını olan Totem Express’i çıkarıyordu. Bu dönemde Leroy da ilk şiir kitabı olan Yirmi Ciltlik Bir İntihar Notunun Önsözü’nü yayınladı. Kulchur adlı sanat ve edebiyat dergisinde editörlük yaparken aynı zamanda Hettie ile 8 sayılık ömrü olan kendi şiirlerini ve Beat şairlerinin şiirlerini yayınladıkları Yogen dergisini çıkardılar. 

1961 yılında New York Şairler Tiyatrosu’nun kurucularından oldu. James Waring, Alan Marlowe, Fred Herko ve Diane di Prima tarafından kurulan bu tiyatroda şairler tek sahnelik gösterilerinde şiirlerini okudular. Daha sonra 1964 yılında bu tiyatronun ikinci ve di Prima’nın deyimiyle “daha gerçekçi” bir versiyonunu sahnelediler. Aynı zamanda tiyatronun kuruluş döneminde Leroy’un Diane di Prima ile bir ilişkisi oldu ve 1961 yılında evlilik dışı bir kızı daha oldu. 

1960 yılında Küba’ya gidene kadar Everett Leroy Jones, başarılı bir müzisyen ve sanatçıydı. Beyaz biriyle evliydi, beyaz insanlarla yaşıyordu ve politikayla yoğun bir ilişkisi yoktu. Fair Play For Cuba Küba Komitesi’nin kurucularından Richard Gibson, Leroy’a Küba gezisine gelemeyecek birinin yerini doldurmasını teklif etti, böylece Leroy Jones 1960 yılında komiteye katılmak için Küba’ya gitti. Döndüğünde onun için her şeyin çok farklı olacağını hiç de tahmin edemeden.

Fair Play For Cuba Komitesi

Fair Play For Cuba Komitesi, 1960 yılında Robert Taber tarafından New York’ta kurulan bir grup. Bu komitenin amacı, Amerika’nın muhtemel karşı devrim girişimlerine karşı Küba Devrimini desteklemekti. 1961 yılında gerçekleşen, Amerika Birleşik Devletleri’nin finanse ettiği ve Fidel Castro’ya karşı yapılan Domuz Körfezi Çıkarmasına (Bay of Pigs Invasion) karşı çıktılar, bu çıkarmadan sonra Sovyetler Küba’ya destek olmaya başladı. Komite daha sonra Amerika’nın Küba’ya uyguladığı ambargoyu da boykot etti. 1962 yılında Soğuk Savaş esnasında Amerika’nın Türkiye ve İtalya’ya, Sovyetler’in Küba’ya nükleer üs kurmasından dolayı çıkan Küba Füze Krizinde ise Amerika’nın hedefi olan Fidel Castro’yu desteklediler.

Leroy komite ile Küba’ya gittiğinde Küba Devrimi yeni bitmişti. Latifundia denilen, toprakların yeniden dağıtılma dönemi başlamıştı. Herkesin sahip olabileceği arazi ve üreteceği ürünlerin miktarı belirlenmişti. Bunun sonucu olarak mevsimsel tarım yapan ve düşük ücretli işçi çalıştıran Amerikan markaları ülke ekonomisinden elimine edilmişlerdi. Leroy, burada yaptığı bir tren yolculuğunda Fidel Castro ile tanıştı. Buradaki tecrübesini şöyle aktardı: “Fidel ve Küba’nın sosyalizmi benimseyiş şekli, mücadelenin uzun zamandır süregelen doğasını anlamak için sadece Amerika’da değil dünyanın her yerinde karşılaşabileceğim en önemli şeydi.”

Küba’dan dönüşünde Jones ve komiteye katılan diğer kişiler buradaki gözlemlerini anlatan birer makale yayınladılar. Jones, kendi makalesini Beat şairlerinin dergisi olan Evergreen Review’de, “Cuba Libre” adıyla yayınladı. Cuba Libre’de Küba’da gözlemlediği insanların durumunu, devrimin sonuçlanmasıyla oluşan kaosu, Fidel Castro’yla tanıştığı tren yolculuğunu anlattı. Cuba Libre, Jones’un sanatsal üretiminde bir dönüşümün belgesiydi. Artık apolitik ve bohem sanat anlayışından uzaklaşıp kendini adadığı politik düşünceleriyle eserler vermeye başladı. Apolitik Beat şairlerinden ayrıldı. Devrim, eserlerini en çok etkileyen unsura dönüştü. Küba’dan önceki hayatı hakkında “Bu kadar sahte bir ahlakı nasıl edindim?” dedi.

Leroy Jones, Cuba Libre’yi yayınladıktan sonra kimileri tarafından aslında devrimle ilgilenmemekle, bu eseri yayınlamaktaki tek amacının bu meseleyle gündeme gelip ünlenmek olmasıyla, “korkak bir burjuva bencilliğiyle” itham edildi. Bencillikle suçlanan Jones, halka bunun aksini kanıtlamak için siyahi milliyetçiliğine eserlerinde ağırlık vermeye başladı. 1962-65 yılları arasında Manhattan’da siyahi şairler tarafından kurulan Umbra Şairler Atölyesinin aktif bir üyesiydi. 1962 yılında The Myth Of A Negro Literature (Siyahi Edebiyatı Miti) adlı makalesini yayınladı. Bu makalede siyahilerin orta sınıfa dahil olmak için siyahi sanatlarını kullanıp beyazlara benzemeye çalıştığını, kendilerini kabul edilebilir hale getirmeyi amaç edinip siyahi kültürünü benimsemekten vazgeçtiklerini savunuyordu. 1963 yılında, Amerika’da siyahi müziği olan caz müziğin modernleşme evrimini anlatan Blues People: Negro Music in White America kitabı basıldı. 1964’te, New York metrosunda siyahi bir adamın beyaz bir kadınla tartışmasını konu alan Dutchman oyununu yazdı. Bu oyun oldukça ünlendi, aynı yılda En İyi Amerikan Oyunu ödülünü aldı. Anthony Harvey tarafından Dutchman (1966) adıyla sinemaya uyarlandı. İkinci şiir kitabı The Dead Lecturer yayınlandı. 

1965 yılında Malcolm X suikaste kurban gittiğinde Harlem’de onun cenazesine katıldı. Bu suikast Leroy Jones’un siyah milliyetçiliğini körüklemesinin yanında hayatında yeni bir dönemin başlangıcını temsil eden Amiri Baraka, Türkiye’de bildiğimiz şekliyle Emir Bereket ismini almasını sağladı. Bu ismi Malcolm X’in cenazesini kaldıran imam ona verdi. Siyahi aktivistler Harlem’de toplanıyordu, ve siyahilerin Amerikan sömürgesini reddettiklerini göstermek ve asıl kültürlerine olan aidiyetlerini pekiştirmek için Amerikan isimlerini bırakıp asıllarına, Afrika isimlerine dönmesi oldukça yaygındı. Cenazede imam ona Amir Barakat ismini verdi, o da bu ismi biraz değiştirerek Amiri Baraka olarak kullanmaya başladı. 65’te Malcolm X’in ölümüne ithafen A Poem For Black Hearts şiirini yazdı. Aynı sene ilk romanı olan The System Of Dante’s Hell kitabını yayınladı. 

Malcolm X’in ölümünden sonra Afro-Amerikalı milliyetçiler ikiye ayrıldı: devrimciler ve kültürel milliyetçiler. Devrimciler, Black Panther Party isimli organizasyon tarafından temsil edilmeyi seçerken, kültürel milliyetçiler kendi tarihlerinin onurunu yaşatmak adına şiir, kurgu ve görsel sanatların üretilmesine odaklandılar. Afro-Amerikalılar tarafından kendi sanatlarındaki üretimin artması, toplumsal bilincin artması ve özgürleşme anlamına geliyordu. Bereket, hayatının en milliyetçi dönemine girdi. Beyaz bir Yahudi olduğu için Hettie Cohen’den boşandı, iki kızını da onunla bırakıp Harlem’e taşındı ve burada devrim için eserler vermeye başladı. 1965 yılında Harlem’de Black Arts Movement (Siyahi Sanatları Hareketi)ni başlatacak olan Black Arts Theatre’ı kurdu. 

Black Arts Movement, 1960’ların sonlarında ortaya çıkan Black Power’ın neredeyse aynısıdır konsept olarak. Black Power, bir slogan olmanın yanında, Afro-Amerikalı aktivistlerin farklı ideolojilerine verilmiş bütüncül bir isimdir. Emir Bereket, Harlem’de Black Arts Theatre’ı kurarak Black Arts Movement’ın babası oldu. Black Arts Movement, siyahilerin kendi kültürlerinin ve varlıklarının güzelliklerinin ortaya çıkarılması amacıyla hareket eden bir sanatsal oluşum elbette. Politika ve Afrika kültürünü sanatsal bir kaygıyla da birleştiren bu oluşum militandı denebilir. “Öldüren şiirler istiyoruz.” Baraka, bu anlayışın sınırlarını şöyle çizmişti: Malcolm X ve diğer öfkeli toplulukların sokaklarda savaştığı kadar yoğun bir şekilde siyahi insanların hakları için savaşacak bir sanat, edebiyat havzası oluşturmak. 

Black Arts Movement’ın 1920’lerde ortaya çıkan Harlem Rönesansının devamı olduğu düşünülse de çok daha politik olmasıyla Harlem Rönesansından ayrılır. Harlem Rönesansı moda, edebiyat, şiir ve müzik alanlarında bir canlanma ve Afro-Amerikan sanatının dirilmesi amacıyla ortaya çıkmış bir akımdı. BAM ile ayrıldıkları temel nokta burası oluyor. Harlem’den çok daha öfkeli ve çığırktandı.

Homofobik, cinsiyetçi ve anti-semitist olarak da itham edilen Black Arts Movement ahlaki temelleri açısından tartışmalıydı. Afro-Amerikan kültürünün ve tarihinin özellikle şiir ve tiyatro alanlarında temsil edilmesini sağladı. Siyahilerin asimile olmadan kendi kültürlerini canlandırıp yüceltmesi gerektiğini savunuyordu. Siyahilerin kendilerini sanatsal açıdan ifade etmeleri için batı metotlarını değil kendi metotlarını kullanmaları teşvik edildi. En çok şiir alanında olmak üzere diğer sanat alanlarında da yeni bir kuşağı eğitmek misyonuna da sahiplerdi. Caz müziğin diğer müzik türlerinden (soul, gospel, R&B) çok daha politik olduğunu düşündüklerinden dolayı ona daha çok ağırlık verdiler ve şiirleri de caz müzik eşliğinde okudular. Black Arts Movement’ın ana akım medyayı derinden bir şekilde etkilemesi yaklaşık bir sene sürdü. Bu bir sene içerisinde farklı ufak tefek basımlarda belli gruplar yüzlerce yayım ürettiler. Bir senenin sonunda siyahi aktivistler ana akım medyadan uzaklaşınca ya da uzaklaştırılınca, bu yayınlar da kapandı ve yayın grupları dağıldı. Sanatçılar bunun sonucunda merkez olan Black Arts Theatre’dan uzaklaştılar ve bireysel eserlerini vermeye başladılar. Böylece hareketin ekonomik desteği de sarsılmış oldu. Bu dağılım döneminde Emir Bereket Harlem’den New Jersey’e taşındı ve denemelerini derlediği Home: A Group Of Social Essays kitabını yayınladı. Black Arts Movement’ın etkisinin azalması ve sanatçıların da dağılmasıyla 1 sene sonunda 1966 yılında Black Arts Theatre kapandı.

1967 yılında Bereket, Black Arts Movement’ın sanatçılarından olan şair Sylvia Robinson ile evlendi. New Jersey’de Spirit House adında bazı sanatçıların da konakladığı bir sanat merkezi açtılar. Spirit House’da polis zulmünü anlatan Police ve Arm Yourself Or Harm Yourself eserleri sahne aldı. Bu yıl Baraka, San Francisco Üniversitesinde dersler veriyordu. Siyahi bir adamın polis tarafından dövülmesi sebebiyle başlayıp 4 gün süren ve 26 kişinin ölümüne sebep olan 1967 Newark İsyanı günlerinde iki silah taşıdığı iddiasıyla gözaltına alındı. Üzerinde bulunan defterlerinde yer alan şiirler provokatif bulundu, Black People adlı şiiri mahkemede okununca üç yıl hapis cezasına çarptırılsa da kamuoyunun desteğiyle bu ceza para cezasına dönüştürüldü ve destekçileri tarafından ödendi. Bu durumu daha sonrasında “iki silah ve bir şiir yüzünden tutuklandım” diye anlattı. Yine 67 yılında müzik eleştirisi kitabının devamı Black Music ve Kısa öykülerini derlediği Tales kitabı basıldı.

1968 yılında, Home On The Range sahnelendi ve gelirleriyle devrimci siyahi milliyetçileri temsil eden Black Panther Partisi’ne destek oldu. Yine bu yılda Bereket, Müslüman olarak Müslüman bir oluşum/mezhep olan Afrikalı Kawaida grubunun lideri oldu. Kawaida Swahili dilinde gelenek demekti, Kawaida mensuplarının hedefi milliyetçi ve pan-Afrikacı temellere dayalı bir hayat sürmekti. Bereket bu grubun lideri oldu ve adının başına İmam unvanını ekleyerek İmam Emir Bereket oldu. Fakat sonra buradan ayrılıp Marksist olduğunu ilan etti ve imam unvanını bıraktı. Bereket, Müslüman olup olmadığını hiçbir zaman açıkça ilan etmemiştir. Bu, Müslüman olması konusunda bir belirsizlik oluşturmuş, Kawaida grubunun liderliğini sadece politik kaygılarıyla yapmış olabileceği ihtimalini akıllara getirmiştir. 

1969 yılında 15 şehre yayılan pan-Afrikacı Afrikalı İnsanlar Kongresini kurdu. Ulusal Siyahiler Siyasi Konvansiyonunun kurucularından oldu. Bu yılda yazdığı Great Goodness Of Life ve Slave Ship çokça sahnelendi ve eleştirildi. Üçüncü şiir kitabı olan Black Magic Poetry basıldı. 1970 yılında yerel seçimlerde Afro-Amerikan Kenneth A. Gibson’ın seçim kampanyasını yürüttü ve Gibson’ın belediye başkanı seçilmesine büyük katkı sağladı. Aynı zamanda 1970 yılında ilk oğlu ve günümüz New Jersey, Newark Belediye başkanı olan Ras Baraka doğdu. Ras Baraka, George Floyd’un polis tarafından öldürülmesiyle ABD’de ve dünyada bir yığın ayaklanmalara sebep olan Black Lives Matter hareketinin önemli temsilcilerindendi.

1970’lerin başında Bereket, anti-semitist şiirler ve makaleler yayınlayarak tartışmalara yol açtı. Baraka, Yahudilerden bahsederken rahatça ve haklıca saldırgan ve aşağılayıcı bir dil kullanıyordu. Bu dönemde Bereket’in de Black Arts Movement’tan uzaklaşmasına yol açan birtakım olaylar gerçekleşti. Bunlardan birisi, onun kapitülasyoncu olarak adlandırdığı ve BAM’a karşı çıkan bir grup siyahi aktivistti. Bu kişilerin BAM’ın imajına zarar vermek için beyazlar tarafından finanse edilen bir grup olduğunu düşünüyordu. Aynı anda BAM’ın evrildiği hali radikal bulmaya başladığı bir gerçekti. Marksist fikirlere önem vermeye başlamış, milliyetçilikten oldukça uzaklaşmıştı. 1974 yılında kendisini siyahi milliyetçilikten tamamen soyutladığını ve Markist-Leninist bir çizgide olduğunu, Maoist özgürlük hareketlerini desteklediğini açıkladı. “Sanatı hala bir silah olarak görüyor ve kullanıyorum, sadece artık Marksist kavramlar kullanıyorum” dedi. 

1979 yılında New York Stony Brook Üniversitesinde Afrika Çalışmaları Departmanında dersler vermeye başladı. Eşi Sylvia- artık adı Amina- ile arabada bir alışveriş meselesi yüzünden tartışırken polise şikayet edildi ve eşine şiddet uygulamak suçlamasıyla tutuklandı. Tutuklanırken polise karşı koyması sebebiyle de hapse atıldı. Hemen sonrasında Amina polisin onu tutuklamak için yalan söylediğini anlatan açıklamalar yapmıştı. Şiddet suçundan aklandı fakat polise karşı koymaktan suçlu bulundu ve 90 gün hapis cezasına çarptırıldı. Amina, eşinin siyasi mahkum olduğunu söyledi. Baraka’nın hapiste kalırsa White House’daki Amerikan Şairleri onuruna düzenlenen programa katılamayacağı gerekçesiyle hapis cezası 50 günlük kamu hizmeti cezasına dönüştürüldü. Bu 50 gün boyunca da doğumundan sosyalist oluşuna kadar süren hayatını anlattığı Autobioghraphy‘i yazdı. 

1980 yılında The Village Voice gazetesinde, Eski Bir Antisemitistin İtirafları adlı bir yazı yayınladı. Bu denemenin başlığını kendisi değil gazetenin editörlerinin koymasını istedi. Bu yazısında Yahudi bir kadınla evlenmesinden bahsederken “Malcolm X’in ölümünden sonra siyahi bir adam olarak beyaz bir Yahudiyle evli olmam bana artık garip gelmeye başlamıştı… Bir insan düşmanıyla nasıl evlenebilir ki diye düşünüyordum.” yazdı. Yine bu yazısında Siyonizmin ırkçılık olduğunu ve anti-semitizmin de siyonizm ve beyaz ırkçılığı kadar anlamsız ve ölü bir fikir olduğunu yazdı.

1982-83 yıllarında Columbia Üniversitesinde ders verdi. Kalıcı olarak Stony Brook Üniversitesinde akademisyen olunca da kendisi mezunu olduğu Howard Üniversitesi İngiliz Dili Bölümünde yarı zamanlı ders vermeye başladı. 1987 yılında James Baldwin’i anma töreninde Maya Angelou ve Toni Morrison ile beraber konuşmalar yaptı. 1989 yılında Amerikan Kitap Ödülünü kazandı. 1990’da siyahi caz sanatçısı Quincy Jones’un biyografi kitabının editörlüğünü yaptı. 1998’de Bulworth filminde oynadı. Bereket, 80’lerden ölümüne kadar şiirle uğraştı ve çok sayıda şiir kitabı yayınladı.

2002 yılında New Jersey Şair Ödülünü aldı. Fakat 2001’de gerçekleşen 11 Eylül saldırıları hakkında yazdığı Somebody Blew Up America şiirini ilk kez halka açık okuyunca antisemitizmle suçlandı ve New Jersey Şairi unvanı elinden alınmak istendi fakat legal bir çıkar yolu bulunamadı ve ödül bir sene daha kendisinde kaldı. Bu şiir, Amerika’daki ırkçılığı antisemitist ve sert bir üslupla dile getirmekle suçlandı, ayrıca Baraka şiirinde 11 Eylül saldırılarından Yahudilerin haberi olduğunu öne sürüyordu. Baraka, George Bush’un ve Yahudilerin saldırıdan haberleri olduğunu söylüyor, şiirde Yahudi değil İsrailli kelimesini kullandığı için şiirinin antisemitizmle suçlanamayacağını savunuyordu. 2002’de 100 En Büyük Afro-Amerikanlar listesine alındı. Şu an bu kelimeleri yazan yazarın kanaatince, Bereket’in bu şiiri okuduğu video herkes tarafından ölmeden bir kere izlenmelidir.

Baraka’nın ilk eşinden (Hettie Cohen) olan kızları Shani ve Pasha evlilerdi. Küçük kızı Shani eşcinseldi ve büyük kızı Pasha evli olduğu eşinden boşanmak istiyordu. 2003’te Pasha’nın kocası bir gün Pasha’nın evinde Shani ve karısını silahla ateş ederek öldürdü. Oğlu Ras Baraka ise Newark’ta okul müdürlüğü yaparken belediye üyesi olmuş, 2014 yılında da Newark Belediye Başkanı seçildi. Aynı sene Emir Bereket, 9 Ocak’ta Newark’ta geçirdiği bir ameliyat sonrası diyabete de dayanan sorunlar sebebiyle öldü. 

Şiir Kitapları

  • 1961: Preface to a Twenty Volume Suicide Note
  • 1964: The Dead Lecturer: Poems
  • 1969: Black Magic
  • 1970: It’s Nation Time
  • 1980: New Music, New Poetry 
  • 1995: Transbluesency: The Selected Poems of Amiri Baraka/LeRoi Jones
  • 1995: Wise, Why’s Y’s
  • 1996: Funk Lore: New Poems
  • 2003: Somebody Blew Up America & Other Poems
  • 2005: The Book of Monk

Oyunları

  • 1964: Dutchman
  • 1964: The Slave
  • 1967: The Baptism and The Toilet
  • 1966: A Black Mass
  • 1968: Home on the Range and Police
  • 1969: Four Black Revolutionary Plays
  • 1970: Slave Ship
  • 1978: The Motion of History and Other Plays
  • 1979: The Sidney Poet Heroical, (published by I. Reed Books, 1979)
  • 1989: Song
  • 2013: Most Dangerous Man in America (W. E. B. Du Bois)

Roman/Hikayeleri

  • 1965: The System of Dante’s Hell
  • 1967: Tales
  • 2004: Un Poco Low Coup
  • 2006: Tales of the Out & the Gone

Denemeleri

  • 1963: Blues People
  • 1965: Home: Social Essays
  • 1965: The Revolutionary Theatre
  • 1968: Black Music
  • 1971: Raise Race Rays Raze: Essays Since 1965
  • 1972: Kawaida Studies: The New Nationalism
  • 1979: Poetry for the Advanced
  • 1981: Reggae or not!
  • 1984: Daggers and Javelins: Essays 1974–1979
  • 1984: The Autobiography of LeRoi Jones/Amiri Baraka
  • 1987: The Music: Reflections on Jazz and Blues
  • 2003: The Essence of Reparations

Yorum bırakın